Fetih Doğan Koç, bugünkü köşe yazısında “Sitera ve Panselino ” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
SİTERA VE PANSELİNO / Fetih Doğan Koç
Ağustos’un sıcaklığı denizin mavi sularında dalgalanıyordu. Sabahları başka bir sır saklardı serin sıcaklarında Ağustos. Ağustos her ne kadar şairlerin mısralarında yer almasa da ama sarı sıcak sevdaların romantik akşamların yaşandığı aydır. Mavi romantik sevdaların yaşanıp ve sonra çekip gidildiği iklimin de adıdır Ağustos. Gitmelerin hüznünü Eylül ve son bahara taşır. Uzaktan romantik hüzünler besleyerek yaşayan duyguların da tetikçisidir aynı zaman da Ağustos. Sonrası yaprak dökümüdür. Hayallerin doğa renkleriyle bütünleştiği duygu anaforası ve devinimdir dirhem dirhem yaşanılan.
Sitera, kaldığı hotelin odasından pencereden dışarı baktı. Güneş daha doğmamıştı, tan vaktiydi. Deniz maviliği başka bir tılsımda görünüyordu ve Sitera’yı kendine çekiyordu. Sitera, içinden “Samos sabahları daha güzel görünüyor” diye mırıldandı. Yan taraftaki odada kalan Şimal arkadaşını uyandırıp uyandırmama hesabını da yapıyordu. Şımal’ı uyandırıp birlikte kahve içip gördüğü rüyayı kendisiyle paylaşma kararı verdi. Şımal’ın kapısını çaldı. Şımal, gözlerini avuşturarak uyandı ve kapıyı açtı.
“Hem günaydın hem de kalimera Şımal.”
“Sabahın bu saatin de beni rüyanda mı gördün Sitera?”
“Yok seni görmedim ama bir rüya gördüm. Kalk, kahve içerken sana da gördüğüm rüyayı anlatayım. Çok güzel ve güzel olduğu kadar ilginç bir rüyaydı. İlginç Olduğu kadar da tılsımı derin ve kıpır kıpır duygusu olan bir rüya. Şimdi anlatmazsam bir daha anlatmam sana.”
Şımal zaten biraz meraklı biriydi. Hemen kendine geldi ve Sitera’nın kolundan tutup içeri çekti. Şımal hemen iki tane sade yunan kahvesi yaptı ve balkon da oturdular.
“Eee, hadi anlat bakalım” dedi Şımal.
“Valla nasıl desem, nerden başlasam bilemiyorum ama sakin ol ki detaylarıyla birlikte anlatayım.”
“Tamam o zaman ben gayet sakin duracam ve seni dinleyeceğim.”
“Bir varmış bir yokmuş bir şeydi bu rüya. Bir adam. Akşamdı, ay cılız duruyordu. Masmavi bir deniz sahilindeydim. Yalnız bir adam, gökteki yıldızlara kilitlenmişti. Uzun uzun yıldızlara bakıyordu. Sanki yıldızlardan bir parça kopmuş yanıma düşmüştü. Öyle bir duygu bırakan bir adamdı. Adam bir yanı toprak gibiydi ama bir yanı da yıldız misali gibi duruyordu. Ama hep yıldızlara bakıyordu. Sanki hiç ay görmemiş gibi yıldızlara bakıyordu. Çok merak ettim ben de hep ona baktım. Sonra yanına sokuldum. Sıcak bir bakışları vardı. Etkilendim. Bakışları etkileyiciydi. Tekrar başını kaldırdı gökyüzüne ve yıldızları izlemeye devam etti. Usulca elimi tuttu. Heyecanlandım, titredim. Muhteşem bir şeydi… sonra bana bakmadan benimle konuştu.
“Titriyorsun, güneş görmüş, yağmur içmiş ve en sonunda güzeller güzeli bir yıldız çiçeği gibi güzel ve masumsun. Ama titriyorsun. Bak güzel kadın; yıldızlar birbirlerini çok özlüyorlarmış. Öyle uzaktalarmış ki buluşmak neredeyse imkansızmış. İmkansız aşklar gibi imkansız. Masmavi denizler gökyüzüyle sevgililer. Aşkları kadimdir. Asırlar bu aşka yenik düşmüş. Ben de yıldız çiçeğimi hep gökyüzünde aradım, onu görmek umuduyla bekledim. Yarım asırdır hep bekledim. Şimdi sen geldin. Geleceğini biliyordum. Mutlaka bir gün geleceksin diye umudumu yıldızlarla paylaşıyordum. Ve geldin. Hayallerimde seslenişleri duyan sensin. İçimden geçenleri duyan, aşkımı sevgimi yüzüne söylemeden his eden sensin. Nerde oturduğumu, nerelerde yürüdüğümü, hangi bitkilerin kokusu tenime dokunduğunu ve hangi rüzgarın sesine kapılıp savrulduğumu bilen, duyan, fark eden sensin. Ve geldin. Geldin ama gideceksin bunu da biliyorum. Gitme desem evrene ve sana haksızlık etmiş olurum. Ama yine de gitme diyorum. Gitme…” demesiyle aniden uyandım. O kadar heyecanlanmışım ki heyecandan kalbim duracak gibi gümlüyordu. Böyle bir rüya işte.”
Şimal, Sitera ve rüyasına adeta kilitlenerek dinlemişti.
“Eee nasıl uyandın? bu kadar mı sadece? Sonra ne oldu?”
“En son “gitme” deyince irkilerek uyandım dedim ya sana. O kadar güzel bir atmosferdi ki keşke hiç bitmeseydi bu rüya. Gerçek olsaydı ve hiç uyanmasaydım.”
“Seni aşk bekliyor. Serüvene hazır ol. Ve uzak diyarların romantik bir aşk iklimi seni bekliyor. Eski siyah beyaz kartpostallardaki gibi romantik bir aşk hem de… muhteşem bir şey. Bende böyle bir aşk istiyorum Sitera.”
“Gördüğüm rüyayı sana anlatıyorum, senden bunu yorumlanmanı isterken, sen aşktan dem vuruyorsun. Rüyayla böyle bir aşkın yaşanması ne alaka şimdi Şimal.”
“Sitera ben de rüyan ne demek istediğini sana söylüyorum. Uzun uzun yorumlamaya gerek yok. Bu bir aşkın, acı çektirecek bir aşkın haberi diyorum sana.”
“Neyse Şımal hadi hazırlan denize gidelim. Güneş de odur ufuktan görünüyor. Daha kimseler yokken sesiz deniz çok daha muhteşem oluyor.”
“Sen git ben daha sonra gelir seni bulurum.”
Sitera odasına gitti, deniz çantasını hazırladı ve otelden ayrıldı. İreon bir küçük beldedir. Beldeden çok bir köyü anımsatıyor. Sesiz ve sakin deniz kenarında kurulmuş bir köy. Tatil köyü gibi bir yerdir İreon.
Sakin ve sessizlik sabaha hakimdi. Sitera, rüyasının etkisiyle kaktüs çiçeklerin, sarmaşık ve üzüm salkımların hakim olduğu yoldan yürüyerek Panselino cafe ve plajına geldi. Daha Panselino cafe açılmamıştı. Sitera sabahları genelde sakin olan denizin kıyısına gitti ve oturdu. Deniz maviliğine kendini kaptırdı, derin düşüncelere ve hayallere daldı. Öyle bir dalmıştı ki kıpırdayan hiçbir şeyi his etmiyordu. Uçsuz bucaksız maviliği, hafif esintiyle kıpırdıyan huzur verici dalgaların sesi ve derinliklerin de gizemli saklı aşkların tarifsiz hayalinde oturmuştu Sitare. Sanki zamanı durdurmuştu Sitera.
Sabah Panselino cafesini açan Manolis cafe’yi açtı.
Manolis cafeyi açtıktan sonra, Sitera’yı fark etti. Sitera’nın denize odaklanması Manolis’in dikkatini çekti. Manolis cafesini aldı Sitera’yı izlemeye başladı. Dakikalarca izledi. Sitera hiç refleks vermeden denizi izlemeye devam ediyordu. Manolis cafesinden bir yudum daha aldı ve masadan kalktı sade bir yunan kahvesini yaptı Sitera’ya götürd.
“Kalimera” dedi Manolis.
Kalimera sesini duyunca derin hayallere dalan Sitera aniden irkilerek yerinden kalktı.
“Size de günaydın ve kalimera.” Dedi Sitera.
“Size bir sade yunan kahvesi yaptım buyurun lütfen.” Tebessüm ederek ikram etti.
Sitera da içtenlikle tebessüm ederek “çok teşekkür ederim” diyerek kahveyi aldı ve tekrar kalktığı yere oturdu. “rüya ve kahve” Mırıldandı sıcak bir nefesle içinden.
Manolis Sitera’ya kahve ikram ederken sıcacık göz teması olmuştu. Göz teması ikisini de etkileyici bir hava bırakmıştı. Sitera, kahvesini yudumlarken gördüğü rüyayı anımsattı. Rüyasında yıldızları izleyen etkileyici adam ve sabahın ışınlarıyla kendisine kahve ısmarlayan adam diye sıcacık bir iç çekti yine. “Rüya ve kahve.” Dedi “fark edilmek çok hoş” için de dillendirdi tekrar.
Sitera, ara ara Manolis’i göz altından bakıyordu. “sempatik ve hoş” diyerek de kahvesini yudumladı.
Manolis, Sitera’yı merak ediyordu. “bu kadını, bu mavi denizin derinliklerine götüren sebep ve neden nedir acaba?” içinden yutkunarak dile getirdi. Devamla, “çok etkileyici ve büyüleyici bir edası var kadının. Baksana beni kendisine kilitledi adeta.” Gülümseyerek kahvesinden bir yudum daha aldı.
Romantik bir hava esiyordu Panselino sahilinde. Belkide malekonik aşkın esinti başlangıcıdır. Tüm bunlar yaşanırken, Şimal da gelmişti. Şimal, Sitar’yı sevinçli ve heyecanlı gördü. Hiç oralı olmamış gibi ve çaktırmadan Sitera’yı süzmeye başladı. Sitera’nın gözlerindeki ışıltı, yüzündeki sevinçli tebessüm ve derin sessizlik Şimal’ı şaşırtmıştı. “Bu kadın da bir şeyler var ama nedir?
Şimal, “Sitera ne oldu, çok mutlu görünüyorsun? Gözlerin içi ışıl ışıl ve sende hiç görmediğim bir mutluluk yansıması var. Öyle bir mutluluk yansıması ki adeta etrafı aydınlatıyorsun. Rüya sana çok iyi gelmiş gibi. Hayırdır bilmediğim bir şey mi oldu?
Sitera, “Şimal hiç sorma, harikalar oldu. Çok güzel incecikler, narinlikler yaşandı. Gördüğüm rüya sanki bu sahil ve bu cafeyle bir duygu bağı varmış gibi hisler var içimde. İçim kıpır kıpır.
“Sitera beni çatlatmadan anlatırsan iyi olur. Valla meraktan çatlarım şimdi.”
“Şımal, ben bu sahile geldiğimde kimseler yoktu ve cafe de kapalıydı daha açılmamıştı. Canım da o kadar kahve içmek istiyordu ki hiç sorma. Ben farkına varmadan denizin maviliğine kendimi kaptırmışım. Rüyanın ve başka hayallerin içinde sessizliğin esintisiyle uzaklara gitmişim. Öyle bir dalmışım ki “kahve” sesiyle irkilerek kendime geldim. Şu cafe de çalışan adam bana sade yunan kahvesini ısmarladı. Çok duygulandım ve çok mutlu oldum. İçime de kıpır kıpır hisler havalanıyor. Rüyada ki adamı anımsatıyor bana.”
Sitera Panselino sahilinde ve cafesinde yaşadığı anı anlatırken Şımal’a, Şımal biraz kıskandı ve kaprise girmişti. “Eee ne var yani kahve ısmarlamışsa” diye çıkış yaptı.
“Tabi ki incelik var, nezaket var, duyarlılık var. Daha ne olsun Şimal.”
Birinci bölümün sonu.
Değerli Med Gündem okurları bu yazım dört bölümden oluşan bir öyküdür. Uzun olduğu için dört bölümle yayınlamayı uygun gördüm. Ikinci bölüm de görüşmek umuduyla...