Fetih Doğan Koç, bugünkü köşe yazısında “Eskiya Ruhunu Donanmış Bir İsyandı Ğıde Tabi ” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
EŞKİYA RUHUNU DONANMIŞ BİR İSYANDI ĞIDE TABİ
Ğıde Tabi sırtını dağlara vermiş, sırını mağaralara gömmüş, ay ışığın izinde yürümüş bir isyankar adamdı. Eşkali yıldızlara asılı, adı her kesi tedirgin eden asil bir eşkıyaydı.
1938 de nenesi, dedesi kardeşleri öldürülüyor. Annesi ve kendisi yaralı kurtuluyor. Yaralı halde, yaralı annesini sırtlıyor Dersimin Kartıko bölgesine sığınıyor. Kartıko, bir kartal yuvası gibi yüksek kayalıklı ve karmaşık kayalıktan oluşuyor. Alt tarafı sığ ve gizemli ormanlık bir bölge. Kartıko tüm alanı da gözetleme olanağı olan stratejik bir yer.
Ğıde Tabi, yaralı halde geceleri, mavzeriyle askerlere süikast eylemlerini yapıyor, sonra Pırkaniyo ve Heyde Qeyi bölgesine sızma yapıp yiyecek ve erzak temin edip tekrar Kartıko bölgesine çekliyor. Annesiyle aylarca Kartıko da gizemli bir Mağara da kalarak yaşamış. Gündüzleri askeri hareketi gözetliyor, geceleri askerlere süikast eylemi yapıyor, ve hayatta kalmak için yiyecek bir şeyler temin etmek için farklı alanlara sızma yapıyor.
Tek başına uzun süre devletin askerlerine karşı savaşıyor. Namı her alana yayılıyor. 1945 de genel af çıkmasına rağmen devlet Ğıde Tabi’ye vur emrini çıkarıyor.
Bir bütün olarak Ğıde Tabi’yi bu makalede anlatmak imkansızdır elbette. Oysa, bu asil yiğit Eşkıyanın öyküsü bir roman eseriyle ancak anlatıla bilinir. Bana, bu erdemli insanı hatırlatan bir köy albümünde gördüğüm fotoğrafıydı. Fotoğraf beli ki Ğıde Tabi ölmeden kısa bir süre önce çekilmiş bir fotoğraftır. Duygulandım. Çocukluk yıllarımda 1937-1938 de yaşadıklarını ve yaşananları çokça dinlemiştim kendisinden. Fotoğraf beni yeniden o acılara götürürken, o kadim insanlarımızın o zor koşullarda vermiş oldukları yaşam mücadelesini düşündüm. Kararlı ve onurlu bir yaşamı özümseyen ve o uğurda teslim olmayarak yaşamayı bilen kadim ve insani-kamil bir nesilmiş.
Ğıde Tabi’yi hatırladığımda, dinmek bilmeyen bir fırtına dövup duruyor yüreğimin derinliklerini. Bir birine karışan binlerce ses sinsilesi yankılanıyor adeta dağlarımın vadilerinde. Kendimi hep sesleri eksik olmayan bir savaş cephesinde gibi hissediyorum. Ve bu asil Eşkıyayı özlüyorum.
Ve yüreklerine binlerce şarapnelin saplandığı, süngülendiği nenelerimizin acılarıyla dolu bir ormanın içinden geçiyorum üşüyen ruhumla. Mavi gökyüzünü dar ağacına çekmişler damlayan göz yaşlarımda.
Kalbinden vurmuşlar Dersim dağlarını. Ğıde Tabi’ye vur emri vermişler. Sırlarını, sığındığı mağarayla paylaşmış kimse bilmez. Meşe ağaçlarına hürmet etmiş, patikasından çıplak ayaklarıyla sessizce yürümüş. Yarasını sırtlayarak düşmanıyla yiğitçe dövüşmüş. O yiğit ve asil Eşkıya Dersim nehirlerin hırçın akışı gibi, dumanlı dağların başi dik yürüyen destansı tarihidir.
Ğıde Tabi, her türlü yokluğu ve acıyı yaşamış, onurundan taviz vermemiş, Kutup yıldızın gölgesinde iz sürmüş, dağların kudretine inanmış, asi dağları gibi isyan kuşanmış bir yaşam destanı tarihe not etti. Kendi köklerinde filizlenen Dersimin bir asırlık çınarı gibiydi.
Ğıde Tabi, Sığındığı Kartıkodan hayatı boyunca inmedi. Kartıko da yeni bir yaşam inşaa etti. Kartıkonun alt tarafındaki kayalıkların arasındaki düz yerleri tarlaya çevirdi. Ev yaptı, ceviz, dut, elma ve değişik meyveler ekti. Asi bir kartal gibi yaşamaya devam etti. Ölene kadar devletle ve devletin hiç bir kurumuyla bağ kurmadı.

Mavi bir sis kartıko dağını sarmış
Dağ gibi bir yiğit eşkıya var tepesinde
Öfkesi keskin kılıç, kalbi şimşek gibi
Cenge giriyor, yiğitçe dövüşmek var yüreğinde.
haince pusu atan cellatlar sarmış Dersimi
Ve karşılarına dağlara sığınmış Ğıde Tabi çıkıyor
geceleri şimşek oluyor çakıyor, kartal pençesi gibi vurup parçalıyor
Öfkesi yakıyor onları, taburları bozguna uğratıyor.
Dağların sırlarına sığınmış
Şapkasına sessizliğini yüklemiş
Yarasını sırtlamış Kartıkolara sığınmış
Öfkesini avuçlarına almış, başı dik yiğitçe yürüyor
Tarihe böyle adını yazdırıyor Ğıde Tabi
