Yazar Fetih Doğan Koç'un bugünkü köşe yazısında, ' Dewres ve Filozof ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

DEWRES VE FİLOZOF

Güneş koyesurun ardından kayıp oldu. Gölge bütün zımeqi bir çarşaf gibi sarmıştı. Yavaş yavaş karanlık hakim hale geliyordu bu etrafı dağlarla kaplı köyde. Köpek havlamaları arasından Dewres Seybıra kırık tahta kapıyı açarak çıktı evden. Köy ortasında kokuli (saklambaç) oynayan çocuklara gözleriyle şöyle bir taradı, sonra gözlerini Sıleibegerin kapısına çevirdi. Kekilin evlerin üstünden yürüyerek yola indi, çocukların gürültüsü arasında çeşmeye yöneldi, eğildi önce çeşmeyi öptü “ya xızır” dedi, sonra ağzıyla dolu dolu suyundan içti çeşmenin. Geriye döndü, Hıde pol ve Hıde İjmanın evlerini hızlı adımlarla geçerek, hateari tarafına yürümeye devam etti. Kızı Gülten arkasından koşarak “bao… bao…” çağırmasına hiç kulak asmadan, duymadan Zımeqı çarşaf gibi saran alaca karanlıkta akıp gitti…

Dewres Seybıra arı çiçeyi (Çiçenin değirmeni) geçtiğinde asmına yıldızlar hakim olmuştu. Ay barık tepesinden yukarı zımeq Wank ve Çırtıkı mum ışığı gibi aydınlatıyordu. Kırnikten başlayıp Çırtıkın altından uzanıp tüm zımeqten geçip Rebetetle birleşen dere gırsa vardı Dewres. Her yılın ilkbaharda hırçınlaşan azgın suyun götürdüğü ağaç köprüde durdu. Köprüye baktı ve söylenmeye başladı. “her yıl yenilensende, sende iki yüz yıllık bir emek var, sen beni Koyesurla, Barığla, Tapla, Aremıleketoyla ve en önemlisi de o bilge adamla yani bu toprakların Filozofuyla birleştiriyorsun…” Oturdu köprünün ortasında, heybesinden bir tütün tabakasını çıkardı, nasırlı elleriyle bir bilge gibi sardı, muhtar çakmağıyla cıgarasını yaktı, cıgarasından derin bir yudum çekti, yıldızları izleyerek ağzından dumanı derede akan suyun akışına bıraktı. Mırıldandı kendi kendine, Ölen eşi Ana’yı düşündü. Zımeq'ı aydınlatan ay'a baktı. Zımeq'te herkesin içinde tek karısına “ez tora heskon” diyen adamdı Dewres Seybıra. Duygulandı, dertlendi, “bu dünya bu cehaletlerin elinden ne zaman kurtulacak” dedi ve kalktı.

Gozagıl’a doğru yılan gibi kıvranan yoldan hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Gozagıl’ı geçtı, kaskonun rampasından hayal dünyasının derinliğinden dolayı nasıl çıktığını farkına varmadı. Kaskonun tepesine vardığında duraksadı, arkasına döndü, Zımeq'ın üstünde pırnık ve inebege baktı. Kerti aydınlatan ay ışığından ziyaret haline gelen merğ ağacını gördü, bir iç çekerek “ ya çewresçımı” dedi ve eğildi tepedeki taşı öptü. Öptükten sonra hiç durmadı, yola devam etti.

Ay ve yıldızları kaplayan bulutlardan dolayı ortalık zifiri karanlığa dönmüştü. Dewres Seybıra heybesini attı omzuna hızlı adımlarla giden Dewres Seybıra, adımlarını dahada hızlandırdı. “Mubarek dökülmeden mağarama yetişmeliyim” dedi ve bir hayalet gibi zifiri karanlığa gömüldü. Çayırlara vardı, aniden bir geyik (male peskovi) sürüsüyle göz göze geldi. “ya mubarek, ya xızır, ya jaru-diyar, ya ana Fatma” gibi duaları sıraladı. Yabani dağ keçileri ani bir refleksle pane gırs yamaçlarına doğru koşmaya başladılar. “ey nereye gidiyorsunuz, avcı Keze Bak ile Keze İjma sizi vurur. Gitmeyin kurban olduğum keçilerim, gelin birlikte mağaramda yatalım, akrabayız biz…” dedi ve eğildi geyiklerin ayak izlerinden öptü… Geyikleri gözden kayıp olana kadar arkadan izledi. Gülümsedi, sakalını ellerin arasına alarak okşadı. Mağaraya yaklaşmıştı. Havaya baktı karanlıktan hiçbir şey göremedi. “yağmadan mağarama gireyim” dedi ve mağaraya tırmandı. Mağaranın kapısına vardı ve gök gürlemesiyle şimşek çakması bir oldu. Ardından şiddetli bir yağmur başladı.

Karanlıkta hiçbir şeyi göremiyordu. Kibriti çaktı, mağarayı aydınlatan kibritin kıvılcımıyla odunun olduğu köşeye yöneldi. Bir ateş yaktı, heybesini ateşin yanı başına bıraktı. Heybeden kaçak tütünü çıkardı, bir cıgara sardı, kapıya yöneldi, karanlıkta yağan yağmuru izledi. Tekrar döndü ateşin kenarına oturdu. Biten sigara pöçüğünü ateşe attı. Canı çay yapmak istedi ama yağmurdan dolayı çaydanlığı alıp koyesurun çeşmesine gidemedi. “önemli değil, bu gece çay içmeden yatacam ve sabaha Filozof dostumla birlikte içerim” diye içinden geçirdi… Ve yatmak için her zamanki gibi ateşin kenarında olan yere yöneldi. Heybesinden malzemeleri çıkardı. Nalcığı (küçük balta) aldı başucuna koydu. Yatmak için uzandı.

Ateş mağarayı aydınlatığı gibide ısıtıyordu. Tam uyurken mağaranın kapısında bir gölge hayaletini fark etti. Nalcığını eline aldı, diğer eliyle de yanan ateşli bir odun parçasını aldı. Davetsiz gelen misafir Ayı (Hesobır) olduğunu fark etti. Ayı da yağan yağmurda sırılsıklam ıslanmıştı ve muhtemelen yağmurdan kurtulmak için mağaraya sığınmaya gelmişti ve oda hesapta olmayan bir misafirle karşılaşmıştı. Dewres Seybıra ve ayı göz göze geldiler. Birbirine dakikalarca baktılar. Dewres Seybıra ayı’nın saldırısına karşı tedbirini almak için doğruladı. Ayı ateşten korktuğunu biliyor ve aynı zamanda da tecrübesi de vardı. Bu ayı ile ilk karşılaşması değildi. Ayının gitmeye niyeti olmadığını anladı Dewres Seybıra. Ve ayı’ya yönelerek söylenmeye başladı. “Hema kafir, imansız imana gel, ben aslan yavrusuyum şimşek parçasıyım. Şimdi kulağında tutar, kulağını büker ve sana biner taa zımeq'e kadar götürüm” dedi elindeki ateşli odunu ayının üzerine attı. Ateş Ayının kıllarını yakınca, Ayı yağan yağmuru unutarak aşağıya doğru qırayısla, zırçayısla (çığlık) tepe taglı yuvarlanarak, koşarak uzaklaştı.

Yağmurdan dolayı fazla zayet vermeden kurtuldu ayı. Dewres Seybıra Ayı ile girmiş olduğu cenkte zaferle çıkmasının sevincini yaşıyordu adeta. Tekrar ateşin kenarına oturdu ve Zımeq'e gidince bu olayı anlatma hayaline daldı. “Ax Meme Xıde ijma fotoğraf makinesiyle ve video kamerasıyla burada olsaydı, çekip bunu herkese kanıtlasaydım ve herkesin sesini kesip kahramanlığımı gösterseydim.” Dedi ve gülen gözlerini ateşe yöneltti. Uyumak için tekrar yerine uzandı. Ama yağan yağmur ve gelen davetsiz misafir uykusunu kaçırmıştı, bundan dolayı uyuyamadı.

Yağmur bütün gece buğday taneleri gibi düşüyordu mağaranın kapısının önüne. Koye suru saran ana Fatma çiçeği, meşe ormanın, otların, mırcan ve diğer çiçeklerin kokusunu toprak kokusuna karışarak geceyi bastırıyordu. Şimşek Vank, Çırtık, Nısangı, Yinebeg ve Pırkaniyi ile aşağı Zımeq'ı adeta teslim almıştı. Kara bulutlar nerden geldiği beli olmayan gizli bir ışığın gücüyle Heyde Qeyinin acı biberi gibi gözüken Tap dağını kızıla çevirmişti adeta…

Gece boyu uyuyamayan Dewres Seybıra yerinden kalktı mağaranın kapısına doğru geldi. Kapıda durdu, aşağıya doğru çayırlara baktı. Artık gün ışıkları Dewres Seybıraya sabahı çağrıştırıyordu.

Gece boyu yağan şiddetli yağmur sabah ışıklarıyla birlikte dinmişti. Dewres Seybıra tekrar geriye döndü, ateşin yanına geldi, sönmeye hazır olan ateşe odun ekledi ve ateşi körükledi. Gece canı çay isteyen Dewres Seybıra yağmurdan dolayı çeşmeden su alamamıştı ve canı müthiş çay istiyordu. İsten kömür karasaına dönen çaydanlığı aldı mağaradan dışarı çıktı, sağ tarafa yöneldi, koyesur yaylalarına giden patika yoluna girdi ve Zımeqlilerin her yaz yayla olarak kullandığı ve tam yaylaların ortasından yerden çıkan buz gibi çeşmeye vardı.

Çeşmenin başına oturdu, yaylalara şöyle bir göz attı, duvarları yıkılmış pag ve gorlara uzun uzun baktı, dertlendi, hüzünlendi, sonra bu duruma okkalı bir küfür salladı. Yerinden doğrulandı, yüzüne su vurdu, uzun uzun dualar etti, çaydanlığı suyla doldurdu. Çeşmenin başına da bir çıla yaktı, çeşmeyi öptü ve çeşmeden ayrıldı. Mağaranın bulunan kayanın üst tepesine doğru yürüdü. Tepeye çıktı. Bu tepeden bütün Zımeq'ı görmek mümkündü. Tam tepede durdu, kuş bakışıyla bütün Zımeq'ı izledi. Kerten yükselen güneş koyesur ve barık dağın niklık bölümünü selamlıyordu. Kerten güneş yükseldikçe Zımeq'ın üzerindeki gölgede bir çarşaf gibi çekiliyordu. Akşam olunca da aynı manzara tersinden izleniyordu Zımeq'te. Sabah en son güneş siwiska vururyordu, akşamları da en son gölge siwiskı sarardı. Bu doğa olayı her gün beni büyülüyordu adeta.

Tepeden bütün Zımeq'ı uzun uzun izledi Dewres Seybıra. Sonra yönünü filozofun evine çevirdi. “Bu bilge Filozof şimdi ne yapıyor acaba” dedi ve tepede ateş yakmak için odun topladı. Tüm Zımeqten görülecek gibi büyük bir ateş yaktı. Lakin bu Dewres Seybıra ile Filozofun arasındaki bir işareti. Evin önünde kürsüde oturup kitap okuyan Filozof ateşi gördü, yüzüne bir tebessüm düştü. Bu ateş kendisini çağırdığını anladı. Kitabı yere bıraktı. Eve girdi, ceketini aldı, heybesine tütün tabakasını ve gerekli olan malzemesini koydu. Evden çıktı, ahıra yöneldi kızılı çağrıştıran atını aldı. Atı önce çeşmeye getirdi, at suyunu içti, sonra atı okşayarak güzel bir tımar etti. Filozof ata bindi ve koyesura Dewres Seybıra ile buluşmak için yol aldı.

Koyesur tepesinden kendisine doğru gelen bir atı görünce Dewres Seybıra içine bir ışık düştüğünü anladı. Gülümsedi, suyu aldı mağaraya doğru aşağı indi. Filozof gelmeden çay koyayım ve gelince de çayın hazır olmasını istedi. Mağaraya girdi, çaydanlıkları ateşe koydu. Mağaraya baktı, mağaranın bugün yeni bilgilerle donanacağını düşündü. “Bilgi paylaşımdır, paylaştıkça bilgi bilgi olur. Paylaşılmayan bilgi neye yarar.” Dedi ve çayı demledi. Filozof mağaraya varmıştı. Attan indi, atı bir meşe ağacına bağladı. Mağaraya doğru ilerledi, mağaranın kapısına vardı ve durdu. Mağaraya bir ışık düştüğünü fark etti Dewres Seybıra. Geriye döndü mağaranın kapısında Filozofu gördü. “hema kafir to xerama” dedi filozofa. Filozofta selamı alarak cevapladı. “xermandibi azizim” dedi ve birbirilerin omuzlarından öptüler.

Dewres Seybıra Filozof’u aldı ateşin başına getirdi, ateşi araya alarak oturdular. Filozof bu mağaraya üç gün misafir kalacağını anladı. Çayları doldurdular. Yudumlanan çaylarla birlikte derin sohbette başladı.

*** *** ***

Ateşi araya alarak oturan Dewres Seybıra ile Filozof, çaylarını yudumlarken derin sohbetle derinlere iniyorlardı. Filozof bu sefer Dewres Seybıra’nın neden erken bir buluşma istediğini anlamaya çalışarak dolaylı sorular soruyordu. Dewres Seybıra hiçbir soruya cevap vermed.

Dewres Seybıra yerinden doğrularak kalktı, mağarada bir tur attı, mağaranın kapısından dışarıya baktı ve Filozofa döndü “hema kafir ben aslan yavrusu şimşek parçasıyım, bu nalcığımla dünyaya meydan okuyorum. Ama bir türlü cahillerden bu dünyayı temizleyemiyorum” diyerek köpürdü, kükredi, ellerini mağaraya açarak yalvardı adeta mağaraya.

Filozof bir demli çay bardağına koydu. Tabakasından tütün çıkardı, bir cıgara Dewres Seybıra’ya bir cıgarada kendine sardı. Cıgara Dewres Seybıra’yı derinden süzerek anlamaya çalıştı. Her ne kadar anlamaya çalıştıysa, anlamaktan zorlandı.dewres Seybıra’nın karşısında hiç bu kadar zorlanmamıştı Filozof… Ateş közünden cıgarasını yaktı ve “Azizim otur şu ateşin yanına sakinleş ve dinle” dedi. Dewres Seybıra da “seni dinlemek için geldim zaten Filozof” diye cevapladı ve ateşin kenarına oturdu. Filozof ve Dewres Seybıra cıgaralarını içerken birbirilerine uzun uzun baktılar.

Filozof- “Azizim bana derdini açık saçık anlatırmısın?”

Dewres Seybıra- “Hemaa kafir Filozof bıra bana bu Zımeq'ı baştan aşağı bir tahlilini yaparmısın?”

Filozof- “Azizim ben Ankara dayken Mıstıkçığımda (Mustafa Kemal Atatürk) ülkeyi yönetmekten zorlandığında bana danışırdı. Kendisine bizzat uzun uzun anlatırdım. Sana Mıstıkçığımla yaşadığım bir hikayemi anlatayım. Bir gün Mıstıkçığım işler yoğunluğundan dolayı bunalım ve strese girmişti. Evdeydim telefonum çaldı, bakayımı bakmıyayımı diye düşündüm. Ama durmuyor, durmadan çalıyor. Ev hizmetçisine işaret ettim baksın diye. Telefonu açtı ve “buyurun Dersimli Hıdır beyin evi” telefonun öbür hattında Mıstıkçığım. “hamfendi dostum Hıdır beyi verirmisin” demiş. Kadın “Hıdır bey sizi Mustafa kemal Atatürk istiyor” dedi ve telefonu bana uzattı. “Buyur Mıstıkçığım dedim hayırdır bir sorun mu var.” Mıstıkçığımda “evet Hıdırcığım sorun vara ve sana ihtiyacım var. Mutlaka sana gelmeliyim” diye donuk ve düşük bir sesle cevap verdi. Akşam saat on civarlarıydı. Bende hazırlanıyordum çıkacaktım, Ajda Pekanla askeri gazinosunda randevumuz vardı. Tabi ki iptal etmek zorunda kaldım ve Mıstıkçığımı evde bekledim. Mıstıkçığım geldi. Yüzü ve bezi solgundu. Oturduk, yemekler hazırlandı, rakılar açıldı, dertli bir müzik çalıyordu radioda ve dertleşmeye başladı sevgili Mıstıkcığım.”

Dewres Seybıra- “hema kafır Filozof ben orda yanınızda olacaktım nalcığımla Mısto korun kafasını kesecektim ve tüm Dersimlilere aslan yavrusu şimşek parçası olduğumu kanıtlayacaktım”

Filozof- “azizim sen ve tüm Dersimliler Mıstıkçığımı yanlış bilgilerle tanımışsınız. Bir zat İbrahim Kaypakkaya ile senin bu mağaranda buluştuk ve tam on beş gün bu sorunu tartıştık. Ama İbocuğumu da bu konuda ikna edemedim.”

“Denizi ve Mahiri ben Kemalist yaptım. Ama onlarda devrimin yolunda büyük hatalar yaptılar. Geçenlerde Meme Hıde İjmayı Alman ve Avusturya cumuhur reisi benimle söyleyiş yapmak için Zımeqe göndermişlerdi. Memo kameralarıyla, makinalarıyla bir ekip olarak geldiler yanıma. Yanlarında Hıde gılçın oğlu Kaso ve Feto ile Çiçenin tornu Zeko da vardı.”

“Kameralar kuruldu, çaylar yudumlanıyor, Memonun yanında gelen enternasiyonal kardeşlerim pür pak beni izliyorlar. Konu 1937-38 Dersim soykırımıdır. Anlatmaya başladım. Mıstıkçığımın masum ve temiz olduğunu ve olaylar nasıl geliştiğini, kimler ve hangi gizli servislerin bu yoksul, çilekeş halkımı katlettiklerini anlatmaya çalışırken, Qıde Gılçın oğlu Feto sürekli parazit yaparak Mıstıkçığımın bir “faşist dictator, Dersim soykırımın bir numaralı zanlısı uygulayacısı” olduğu idda eden ajtasiyon çekiyor Memoya ve gelen enternasiyonalist delegelere.”

“Zeko ve Kaso masumlar gibi beni dinlediler ve bu mağarandan ikisinin gözlerinden öperim. Fetoyu severim. Araştıran, karıştıran bir şeytan, gözlerindeki ışık yarının devrimcisi olacağını gösteriyordu. Ama Mıstıkçığım konusunda oda İbrahim Kaypakkaya gibi yanlış ve eksik bilgilerle meselelere müdafa oluyor.”

Dewres Seybıra yerinden kalktı, mağaranın kapısına gitti ve durdu aşağı çayırlara baktı. Çayırlarda qul quluk çeşmesine geyik (peskovi) sürüsünün su içmek için geldiğini gördü. Filozofu bu manzaraya yorum yapması için çağırdı.

Filozof yerinden kalktı kapıya geldi ve peskovi sürüsünü birlikte izlediler. Filozof Dewres Seybıra’ya döndü “bak azizim bu doğa çelişkisini iyi kavramak ve yorumlamak gerekiyor. Şu Zımeq'ın güzelliğine ve zenginliğine bak; Dünyadaki medeniyette bu Zımeq Mağaraların dan çıktı.” Sonra Dewres Seybıra’ya saati sordu. Dewres Seybıra dışarıya güneşe çıktı, gölgesini ayaklarıyla saydı. Gölgesi üç adımda bitti ve “hemaa kafir Filozof saat tam 12” dedi. “iyi ozaman gel Koyesur çeşmesine gidelim, heybemizin zenginliğini açıp ekmeğimizi ateşte ısıtıp, içine ron toraq koyup top yapıp yiyelim” dedi Filozof.

Toparlandılar Koyesura doğru yol aldılar. Yolda da derin sohbet devam etti. Dewres Seybıra “hema kafır Sıle Derqi nasıl bilirsin” diye bir soru sordu. “Azizim Sıle Derq bir doğa bilimcisidir. Hopikteki bütün taşları incelemiştir. Kendi dünyasında tam bir deryadır. Sesizdir. Sesiz nehirler gibi kendi yatağına akandır. Onu da bir tek ben anlamaktayım. Merali ile fazla uyuşmazlar. Çünkü Merali şen şakraktır. Kendisini severim sayarım, benim insanımdır. İşte çelişkilerin birlikte yaşaması ve zıtların birliği dediğimiz diyalektiği iyi kavramalıyız. Bu konuda Huse Ebıl ve Satoğli dostlarımı takdir ederim.” Diyerek çeşmenin başına oturdu. Yüzlerini yıkadılar, çeşmeden su içtiler, ateşi yakmak için bıresığa odun toplamaya gittiler. Odunla geldiler, ateşi yaktılar. Çaydanlığı ateşin üstüne koydular, ateşin yanına da ekmeği ve isotu indirdiler. Soğan ve çay ateşte, Filozof ve Dewres Seybıra da Koyesuru kızılaştıran ilkbaharın güneşiyle pişmeye başladılar.

*** *** ***

İsot ve ekmek kızarmış nar rengini almıştı, çayda gül tomurcuğu kıvamında demini almıştı. Filozof turuktan ron torag çıkardı bir salın üstüne koydu. Birde bir kuru soğan çıkardı sala koydu tam eliyle soğanı parçalamak isterken, Dewres Seybıra nalcığını çekti bir kılıç gibi ve “heemaa kafır ben aslan yavrusuyum şimşek parçasıyım” dedi ve nalcığıyla soğana saldırdı. Saldırıyı Filozof şaşkınla seyretti ve Dewres Seybıra’ya “Azizim Dewres Seybıra sakin ol. Tamam güneş seni vurdu beni de vurdu. Ama şöyle bu güzelim doğada daha doğal olalım” dedi ve nalcığı Dewres Seybıra’nın elinden aldı kenara indirdi…

Çayları bardaklara doldurdular, ekmeğin arasına ron-torq, isot ve soğan koyarak yemeye başladılar. Kahvaltı sefası bitmişti, sohbette demleniyorlardı. Çeşmenin başında çayla birlikte Filozof Ankara anılarını anlatmaya başladı yine. “Dewresciğim bir gün Ankara da canım yine şöyle bir şir-zılfet istedi. Sadece şir-zılfet değil tabi, şöyle Zımeqın ekşi ayranıda yanında olacak. Bu isteğimi Mıstıkçığımla paylaştım. Beni sadece dinledi. Hiç cevap vermedi ve Hıdırcığım dedi “benim gitmem gerekiyor izin verirsen.” Tabi dedim Mıstıkçığım izin senindir. Şöförüme işaret verdim, Mıstıkçığımı aldı cumuhur reis köşküne götürdü. Ama bende anlam veremedim niye öyle aniden kalktı. Bende yorgundum, birde Ajdacığımla iptal ettiğim randevuyu diğer güne ertelemiştim. Bundan dolayı bende odama çekildim ve güzel bir uyku çektim.”

Dewres Seybıra “ee öğrenemedinmi o dısmen (düşman) Mısto kor niye çekip gitti?”

Filozof “Dewres Mıstıkçığıma dısmen deme incitiyorsun beni. Anlatacam ama burda değil, mağaranda anlatacam.” Diyerek birer çay daha içtiler, sonra toparlanıp mağaraya doğru yola koyuldular. Mağaraya doğru giderkende yine derin sohbetle dünyanın ve Zımeq’ın meselelerini konuşuyorlardı. Mağaraya vardılar. Ateş yaktılar. Ateşi aralarına alacak şekilde bağdaş kurup oturdular. Kaçak tütünden birer cigara sardılar ve Filozof Ankara anılarını bıraktığı yerden anlatmaya devam etti.

Fiozof: “Mıstıkçığım gittiğinde bende güzelce uyudum demiştim. Sabah oldu Ajdacığımla bir telefon görüşmesi yaptım. Akşama bana gelecekti ve birlikte Ankara subaylar gazinosuna gidecektik. Ajdayıda ben meşur ettim bunuda belirteyim burda Dewresciğim. Akşama söförümü Ajdayı almak için gönderdim. Ajdayı aldı evime getirdi. Saatimiz gelmişti, tam çıkmak üzereyken, Mıstıkçığım aradı. İllede köşke bana geleceksiniz demezmi. Ne yaptıysam yakamı bırakmadı. Ajdacığımı aldım köşke çıktım. Ha şunuda belirtim, köşkte askeri tören istemediğimide belirttim. Mıstıkçığım “tamam” dedi bana. Gittik köşke, Mıstıkçığım ile İsmet paşa kapıda beni karşıladılar. Bakanlar kurulu ve genareller hepsi beni tek tek selamladılar. “Dersimli Hıdır beye saygılar” dediler. Salonda hoş beş sohbeti ve birer şampanya kadehi içtik. Ama bende bu acele davetiyenin merakın içindeydim. Kimse açık vermiyordu. Sonra Mıstıkçığım elimden tuttu ve “herkes beni dinlesin; bugün sevgili dostum Hıdırcığımın çok istediği ve sevdiği bir yemeğe sizleri davet ettim. Bu yeğemi sevgili dostum Hıdırcığım adına vermekten kıvanç ve mutluluk duymaktayım. Ayrıca beni kırmadan sevgilisi Ajda ile birlikte köşküme kadar gelip bana büyük onur verdiğinide burda sizlerin huzurunuzda belirtmek isterim.” Dedi ve hep birlikte büyük bir yemek sofrasının hazırlandığı salona geçtik. Birde ne göreyim, gözlerime inanamadım Dewresciğim:”

Dewres Seybıra; “Filozof ben orda yanında olsaydım, bu küçük nalcığımla hepsini rehin alır bu mağarama getirir Dersim halkımın intikamını burda alırdım. Ee neydi gözlerine inanmadığın:”

Filozof: “azizim canım şir ve zılfet istemişti ya, yanınada birde şu güzelim Zımeq’ın ekşi ayranı demiştim sohbette Mıstıkçığıma. Mıstıkçığım bundan dolayı hemen kalkmış gitmiş Türkiye Büyük Millet Meclisine talimat vermiş ve Dersim Zımeq’den benim için özel şir-zılfet yaptırarak getirmiş. Tabi çok duygulandım, gururlandım Mıstıkçığımın bu zarif davranışına.”

Dewres Seybıra: “Hema kafır Filozof ben orda olsaydım hepisine zeyiro zıkım ederdim o sir-zılfet ve ayranı.”

Filozof: “Dewres Seybıracığım sonra ne oldu biliyormusun?”

Dewres Seybıra: “Ne oldu Filozofcuğum:”

Filozof: “İsmet paşa kızını bana verdi almadım.”

Derwiş Seybıra: “Hema kafır iyiki almamışsın.”

Mağarada yanan ateşin etrafında iki derin felsefe budalnın sohbetide ateş gibi yanıyordu. Mağara bilge ve ateşin sıcaklığıyla adeta pişiyordu. Koca kaya ısınmış ve gök kubesinde dolaşan bulutlara göz kırpıyordu. Güneş tüm Zımeq’le vadalışıyordu, sadece Kerte güneşin belirtisi vardı. Gölge tam Kertide kapladığında mağara kapısından eşkiya Xıde Tabi içeri girdi. İçerdekilerine eşkıya selamı verdi. İçerdiklerden biri selamı Dewres selamıyla karşıladı, biride Filozof selamıyla karşılık verdi. Eşkıya Xıde Tabi mavzerini mağaranın duvarına yasladı, gögsünü çapraz şekilde asılı fişekleri çıkardı mavzerin yanına koydu. Ateşi araya alarak oturdular. Ateşin ruhuna kaçak tütünden eşkıya cigarasını sardılar. Filozof, Dewres ve Eşkıya sabaha kadar mağarada Zımeq ve Dersim meselelerini konuştular. Güneş sabah doğduğunda onlar uykuya daldılar.