Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında 'Çocukluğumuzun İzleri Xirabedar’da Yeniden Canlandı' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Çocukluğumuzun İzleri Xirabedar’da Yeniden Canlandı
Gürpınar Belediyesi’nin sosyal medya hesabında gördüğüm o kısa paylaşım, yılların biriktirdiği anıları bir anda canlandırdı: “Taşnacak Mezrası kilitli parke taşı uygulamalarıyla yepyeni bir görünüme kavuştu.” Bir kare fotoğraf… Uzaktan tanıdığım her taş, her yamaç bana hiç yabancı değildi. Bir an, sanki karın altından eski günler kalkıp çıkmış gibi oldu. Elim telefona gitti; belediye eşbaşkanları Mukaddes Karakoç ve Mehmet Tahir Ertaş’ı arayıp sevincimi paylaşmak, teşekkür etmek istedim. Amed’de, doğduğum köyden çok uzakta yaşasam da o fotoğraf beni bir anda yıllar öncesine, Xirabedar’a, yani Taşnacak’a ışınladı.

Karla Örülü Yollar, Elektriksiz Geceler
Çocukluğum, Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Norduz bölgesinin yüzlerce köy ve mezraların tam ortasında, misafirperverliğiyle bilinen bu köyde geçti. Sert kışları, uzun geceleri hâlâ bedenimde hissederim. Kar yolları kapattığında, Kırgeçit ve Yaylınca köylerinin arasındaki güzergâh günlerce ulaşıma kapanırdı.
Bizim köy bu iki köyün ortasında, yolun tam kalbinde yer aldığı için karayolları ekiplerinin çalışmaları çoğu zaman günler sürerdi. Sabah Kırgeçit’ten başlayan yol açma, ancak akşam geç saatlerde bizim köye varır, ertesi sabah Yaylınca’ya doğru devam ederdi. Dağların, ovaların arasındaki bu yol, bazen iki, bazen üç gün boyunca karayolları ekiplerinin çabasıyla açılır; diğer köylerin dolmuşları bizim köye ulaştığında yolcuları ve karayolu ekibini misafir ederdik. Misafirlik dayanışması yılların dostluğuna dönüşürdü.
O zamanlar elektrik yoktu. Akşam olunca köyün ortasında kerpiçten yapılmış iki katlı büyük misafir odası ışığın ve sohbetin merkeziydi. Yemeklerden sonra herkes orada toplanır; Radyo Erivan’dan dünyada haberler, gelen stranlar, dengbêjlerin anlattığı çiroklar geceyi ısıtırdı. Dama taşlarının sesi, karanlığı delen cılız lambaların gölgesine karışır, dışarıda lapa lapa yağan karın sessizliğiyle bütünleşirdi. Kış geceleri uzun, ama içimizi ısıtan dostluğumuz derindi.
Elektrik ilk kez köye ulaştığında, o gün yaşadığımız sevinci bugün parke taşlı yolları görünce yeniden hissettim. Sanki yıllar öncesinin o ışığı, şimdi modern yol taşlarında yeniden parlıyordu.
Bedeller, Sürgünler ve Hatıralar
Xirabedar yalnızca misafirperverliğiyle değil, direnci ve acısıyla da hafızama kazındı. 1990’ların başında devletin köy yakma ve boşaltma politikaları sırasında Norduz’un yaklaşık 90 köy ve mezrası boşaltıldı ve yakıldı. O gün ilkokul öğrencisiydim; biz çocuklar, kadınlar ve çobanlar kalmıştık. Kanaat önderimiz rahmetli Hacı Kadir ve köydekiler gözaltı, işkence ve tutuklamalara maruz kaldılar. Köyümüz boşaltıldı ve yakıldı, aileler sürgün edildi. O günlerde yaşamda olan kanaat önderimiz, annelerimiz, büyüklerimiz ve babam 90'lardan önce de sonra da ağır bedeller ödedi.
Bugün çoğu artık aramızda değil. Hepsine Allah’tan rahmet, bizlere sabır diliyorum. Onların emeği bizlerin üzerinde silinmez bir iz bıraktı. Onların dayanışması, köy odasındaki o sessiz ama derin sohbetler, gece yarısı paylaşılan sıcak çorba, birer miras gibi içimizde kaldı. Bizler de bu mirasın taşıyıcılarıyız; onların direncini, onurunu ve sevgisini her yerde yaşatacağız.
Köy mezarlığında her taş, her rüzgâr bir anı saklıyor. Üç yaşında toprağa verdiğimiz sarışın, mavi gözlü kardeşim Tahir’in mezarı da orada… Rüzgâr mezar taşlarının arasından geçerken sanki geçmişin sesini getiriyor; annemin sessiz duasını, babamın karla kaplı yolları aşan ayak izlerini. O topraklar hem geçmişimizin acısını hem de bugünümüzün umutlarını taşıyor. Bazen rüzgârla savrulan toprak kokusunda, bazen mezar taşlarına vuran gün ışığında onların varlığını hissediyorum; hüzünle karışık bir sıcaklık sarıyor içimi.
Yeniden Doğuşun Simgesi
Bugün Gürpınar Belediyesi’nin emeğiyle köy yollarının modernleşmesi, yalnızca fiziki bir yenilenme değil; köyün geçmişiyle bugün arasında kurulan bir köprü. Kilitli parke taşlarının altına sinmiş emek, yıllar önce elektrik geldiğinde duyduğumuz o sevinci yeniden tattırıyor bana. Her bir taş, geçmişin acılarını hafifçe sararken, geleceğe de sessiz bir umut bırakıyor.
Bu çalışmaya öncülük eden belediye eşbaşkanları Mukaddes Karakoç ve Mehmet Tahir Ertaş’a, meclis üyelerine ve emeği geçen herkese minnettarım. Basına konuşup köy adına teşekkür eden Salih amcaya ve bu emeği sahiplenen tüm köy halkına Amed’den kucak dolusu selam olsun.

Xirabedar, bugün parke taşlarında geçmişin izlerini geleceğe taşıyor. Çocukluğumun köyü, acıların ve sevinçlerin iç içe geçtiği o kadim topraklar, yeniden doğuşun sessiz ama derin bir tanığı. Ben de uzaklardan, bu dönüşümün hem hüzün hem umut dolu yankısını kalbimde hissederek bir kez daha köyümle buluşuyorum.
Her taş, her rüzgâr, her parke parçası bana şunu fısıldıyor: “Zaman geçse de kökler yerinde; acı da sevinç de aynı toprakta yeniden filizlenir.”
Köy misafir odasında mamê Sidîq ile Mahmut’un anlattığı çıroklar; dilin, kültürün ve dayanışmanın kuşaktan kuşağa aktarılmasına köprü oluyor. Ayrıca köyde biri nişanlandığında düğün gününe kadar her akşam karşılıklı düğün stranlarıyla halayı çekerlerdi. Aynı zamanda koyunları sağmaları (Bêrî) bittiğinde de halay çekerlerdi.
Ve unutulmaz bir ayrıntı daha: O yıllarda 100’ün üzerinde köy vardı; hepsine hizmet veren tek sağlık ocağı ise Kırgeçit’ti. Bahardan bahara köylere aşı için gelen, çocukluğumda mavi şipli çantalarıyla hafızama kazınan sağlıkçılar, tüm köyleri bilen ve onlara rehberlik eden mamê Bapîr ile dolaşırdı. Bu ziyaretler yalnızca sağlık değil, köyler arası dayanışmanın da sembolüydü.