Yazar İrfan Babaoğlu, bugünkü köşe yazısında ' Tarih tekerrürden ibaret değildir ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Tarih tekerrürden ibaret değildir

Geçen yıl bu zamanlar Devlet Bahçeli’nin, yüksek perdeden yaptığı çağrı ve girişim ile yeni bir sürece kapı aralandı. Kürt Siyasi hareketi bu çağrıya olumlu yanıt vererek barış ve demokratik toplumun gelişmesi ve barışın sağlanması için, böyle bir süreç başlamış oldu. Başlangıçta adı bile konmayan bu süreç, Kürt siyasenin öngörülü ve sabırlı yaklaşımı ile ilerleme alanı buldu.

Bu süreci başlatan devlet yaklaşımı idi. Ama devleti temsil eden Cumhurbaşkanı hiç de oralı olmadı. Sanki Devlet Bahçeli’nin bireysel bir girişimi idi! Kamuoyu baskısı ve bölgedeki çok yönlü siyasi ve askeri gelişmelerden dolayı Cumhurbaşkanı bu süreçten bir kaç kez söz etti ve bir de DEM partili Çözüm süreci heyeti ile bir görüşme yaptı. Bu sürecin, devlet açısından, en önemli gelişmesi yaz ayı başlarında mecliste bir Çözüm komisyonunun kurulması oldu. CHP komisyona ciddi yaklaşarak çözümden yana bir tavır koyması önemli ve olumlu idi.

Ancak Komisyon, çalışmalarına, toplumun içinde bulunduğu tarihi sorunun çözümü için yasa taslakları hazırlama ve çözüm önerileri sunmaktan uzak, devlet aygıtının bir komisyonu gibi yaklaştı. Bu sebeple de işi ağırdan aldı, zamana yaydı. Bu arada görüşmeye gelen barış annelerinin doğal dilleri olan Kürtçe konuşmalarının engellenmesi Komisyonun rengini ve tutumunu da ortaya koydu.

Bu sıralarda devletin dili ve basına yansıyan klasik sömürgeci yaklaşmşımlar da hiç eksik olmadı.

Halk her bakımdan devlete karşı derin bir güvensizlik içinde oldu.

Çok geçmeden Komisyonun bu ağırdan alan tutumunun devletin izlediği, bir türlü vazgeçmediği Kürde bir statü tanımayan, onu yüz yıl olduğu gibi, bir yüz yıl daha sömürgeci kıskac içinde tutmak isteyen plitikasından kaynaklandığı ortaya çıktı. Rojava’ya her hafta düzenli olaral tehditler savurmaları bu konudaki amaçlarını gözler önüne sermektedir.

Oysa çözüm süreci başlarında kamuoyuna yansıtılan yaklaşımlar böyle değidi. Buna rağmen, Kürt siyaseti sorumlu ve ciddi yaklaşımını koruyarak süreci ilerletti.

Zaman geçtikçe Rojava konusunda devletin gösterdiği yok sayan, teslim almak isteyen tutumu, Kuzey’deki çözüm arayışlarını da tehlikeye atma aşamasına getirdi. Önce Ertdoğan, bir hafta sonra Hakan Fidan, en son da Genel Kurmay başkanı «Ya teslim olursunuz, yada silahlarınızla gömeriz» açıklması yaptı. Bu tehdit içeren açıklamalar aslında bölgede yürütülen siyasetlerinin nasıl bir çıkmaz sokak içinde olduğunu da gösteriyordu. Bunu yaparken de Imralıdan yapılan açıklamaları, kayıstız şartsız bir teslim olma anlamında ele alarak, tam da bu sömürgeci amaçları doğrultusunda genelleştirmekten ve kullanmaktan geri durmadılar.

Oysa Kürt halkının durumu ve mücadelesi, bölgedeki gelişmler ve dünyanın politik tutumu, Türkiye devletinin yaklaşımı ile tamamen karşıt bir durumdur. Kürt halkı dört parça Kürdistan’da hak ve özgürlüğünden asla taviz vermez bir konumadır. Bölge halkları da eskisi gibi yaşamak istememektedir.

Bu gerçekleri görmek istemeyen Türkiye devletidir. Halkların ve emekçilerin aleyhine, onların köleliği üstüne kurdukları sistemi, kendine bağlı Colani gibi işid artıklarını kullanarak, Suriye’ye de hakim kılmak istemektedirler. Böyle bir zihniyete sahipler.

Varsın bu konudaki ısrarlarını devem ettirsinler. Her gün nasıl bir çöküş içinde oldukları, devletler düzeyinde de hiç bir ciddiyetklerin kalmadığı herkesin malumdur. Dünya Ankara devletinin bu isteğinden ibaret değildir.

Kürt halkı 40 yılı aşkın bir süredir bu devlet zihiniyetine karşı direndi. Bu halktan kendi emeğine karşı bir duruş içine girmesi beklenemez. Zaten Kürt halkı ve başta Sayın Öcalan olmak üzere, onun siyasi temsilcileri de bu kirli politikaya karşı duruşunu «kırmızı cizgi» ile ifade etmişlerdir. Bu sebeple Kürt halkı iyi yoldadır. Tarihte hiç olmadığı kadar halk özgürleşme, barış ve demokrasi konusunda kendi tutumunu ortaya koymuştur. Türkiye halkları, onu temsil eden aydınlar, siyasetçiler de Kürt halkının etrafında yer almaktadır.

Geçen hafta içinde Sayın Barzani’nin Kürt halkının birliğinden yana yaptığı açıklama, Kürt halkının duymak istediği bir dayanışma örneği idi. Bu sebeple iyi nihyetli, yüreği ve vicdanı Kürt halkından yana olan hiç bir birey, grup, parti ve halk grupları görüş ve tutmuyla, Ankara siyasetinden yayılan bu Kürt düşmanlığına yarayacak tutum ve davranış içinde olmamalıdır. Onların, (sömürgeciler) gücünü, her zaman, içimizden çıkacak farklılıklardan ve çatışmadan aldıklarını hiç bir zaman unutmayalım.

Basında yer aldığı üzere Edoğan, 25 Eylül’de Trump ile görüşecek. Bu makalenin konusu olan saldırı ve tehditlerin amacı da böyle bir görüşme öncesi bir hava yaratmak, elinde ne varsa, Kürtlerin bir yer tutmaması için, pazarlamaktır. Tarihte hep yaptıklarını tekrar yapmak peşindeler. Aynı uygulamalarla farklı sonuçlar elde etmeye çalışmak gibi bir garip durum içindeler. Ama Kürt halkının ve halkların durumu ve duruşu devletin bu tutumunu çok çok aşan bir onursal duruş içinde olduğunu söylemek mümkündür.

Bu sebeple tarihin tekrar etmeyeceğine inanıyorum.

20.09.2025