Yazar İrfan Babaoğlu, bugünkü köşe yazısında 'Kobanê Odağında Örülen Kürt Toplumsallığı' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kobanê Odağında Örülen Kürt Toplumsallığı

Geçen yıl 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın açıklaması üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıl içerisinde PKK kendi açısından önce Kongresini topladı ardından sembolik olarak bir silah yakma töreni yaptı. Çok geçmeden Kuzey’deki çatışma alanlarından çekilerek, değişim ve dönüşümde kararlı olduğunu gösterdi.

İlk aşamada toplumda bir şaşkınlık oluştu. Bir anlamda toplum kendini boşlukta buldu. Hak ve özgürlüğünü nasıl elde edeceği konusunda bir belirsizlik içinde, kendini savunmasız hissetti.

Kuzey siyasetindeki bu keskin değişim Ankara’dan yakından takip edildi. Ankara kısmen de olsa yanıt verdi. Ama Ankara bu gelişmeden doğru sonuç çıkarmak yerine, fırsatçı davranarak, Rojava halkının insanlığa mal olan değeri ve kazanımlarını sıfırlamak istedi. İşid, Nusra veya HTŞ adları ile koruyup kolladığı cihadistler eli ile büyük bir saldırı başlattı Rojava halkına karşı. Bu saldırıda Amerika’nın ve bölge devletlerinin çıkar paylaşımlarına kendini bir şekilde ortak ederek, bunu yaptı. Ocak ayı bu saldırının adım adım gerçekleştiği ay oldu. HTŞ ve Ankara merkezli askeri gruplar 6 Ocak’taki Halep saldırısını başlatırken, bunu bir başlangıç olarak ele aldı. Çok geçmeden, yönlerini güçlü görünen iktidardan yana vermeye alışmış Arap aşiretlerinin saf değiştirmesi ile de, hem HTŞ hem de arkasında duran Ankara, “kolay bir zafer” ilan ettti. Kürt toplumu, televizyonlarda, günlerce Kürdün acısı, ölümü ve katliamı üzerine sevinenlerin tuhaf ve hastalıklı hezeyanlarına tanık oldu.

Kürt toplumu, egemenlerin ve zalimlerin çirkinleştirdiği bu dünyada; insana ait ne varsa kendi varlığında ve eyleminde birleştiren Kobanê ve Rojava halkına dayatılan bu kalleş hançerin acısını, kendi canında hissetti. 7’den 70’e, dört parça Kürdistan’da ve Avrupa’da hatta dünyanın her yanındaki Kürtler-Kürt toplumu; fikrine, görüşüne, partisinin farklılığa bakmaksızın aklını ve vicdanını harekete geçirdi. İtiraz etti, elini ve sesini yükseltti. İkinci Kobanê ruhu böyle başladı, devam etti ve ediyor.

Bu toplumun Aydınları, yazarları ve sanatçıları ile birlikte tüm halk tek ses oldu. 40 yıl Avrupa’da kalan ve neredeyse Kürt halkına olan aidiyetini unutmuş insanlar yürüyen, haykıran, bu zalimliği lanetleyen insan selinde yerlerini aldılar. Muhteşem bir uyanış, muhteşem bir birlik sergilediler. Qazi Muhammed’in birliğe vurgu yapan sesi canlandı gençlerin zihninde. Rojhilat’tan, Başur’dan, Bakur’dan gençler yardıma koştu. “Heke nebin yek, hunê biçin yek bi yek” diyen Kürt şair Cegerxwîn gözü arkada kalmadı, Başurê Kurdîstan halkı yanıt verdi bu dizelere. Kendi içinde iki bölge iki halk gibi yaşayan ve bu parçalanmışlık duygusu içinde uyuşuk bir yaşamdan uyanan Silêmanî, Duhok, Hêwlêr halkı şiir dili Sorani lehçesi ile geniş bulvarları doldurdu.

Her genç, kendi hunerî, sanatsal becerisi doğrultusunda yaratıcılıkları ile geldiler bu meydanlara. Kimi afiş hazırladı, kimi güvenlik önlemleri aldı. Gece soğuğunda en çok o gençler sabahlara kadar parlamentoların veya Avrupa’nın siyasi ve insani kurumlarının önünde nöbet tuttular. Zeki Kürt gençlerinin becerisiyle; Meyremxanlardan, Ayşe Şanlardan gelen kadın dengbêjlere, modern çağın Yapay Zekâsı ile tarihi ve güncel konuları estetik ve öğretici görseller eşliğinde yaratan, yeni sesler eklendi.

Hozan Şİvan’ın sesi duyuldu yine. 50 yıl önce bizim kuşak onun sesi ile ulusal duyguları hissetmişti: “Hevalê Bargiranim hevalê Şoreşvanim” diyen o ses elli yıl sonra yeni nesil gençlere yine bu duyguyu yaşattı.

Hele Avrupadaki gençler… Savrulmanın kenarında yaşayan, eski ve yeni göçmen grupları “Yeke yeke… Kurdistan Yeke”, “Rojava Rojhilat e Kurdistan yek Welat e” Sloganları eşliğinde bu desteğe katıldılar.

Bu direnişe en çok gençlerin ilgi göstermeleri anlamlı idi. Çünkü bu onların geleceği idi aynı zamanda. Geleceklerine sahip çıktılar.

Ve kadınlar… İnsanlık tarihinde, Neolitik dönemde milyonlarca yıl topluma yön veren, hayatı yaratan, ancak sadece son beşbin yıl içinde erkek cinsiyetçi egemenlik döneminde toplumlarla birlikte hak ve hukuku elinde alınan kadınlar, bu direnişe öncülük etti. Hem Rojava’da hem de her yerde. Kadının ve toplumun onuru olan saçı, nasıl Rojhilat’ta “Jin Jiyan Azadî” direnişlerinin sembolü olduysa, bu direnişte de kadının saç örgüsü “Kezî” bu direnişin sembolü olarak tarihteki yerini aldı. Rojava’dan tüm dünyaya kadınlar saç örgüleri ile bu direnişi çoğalttılar, yaydılar…

Ve Kürt halkının dostları, Avrupa’nın kızlı erkekli gençleri ve aydınları, sanatçıları, siyasetçi ve düşünürlerini de unutmamak lazım. En az üçte bir yoğunlukta, yürüyen, açıklamalarda yerini alan, tutumunu Kürt halkının bu haklı davasından yana belirleyen insanların varlığı umut verici olduğunu eklemeliyim.

Bir yandan saldırı olurken aynı zamanda diyalog ve görüşmelerin de eksik olmadığı bir ay oldu ocak ayı.

Bu direniş yeni bir tarih yazdı.

Önce, ahlaksız tekliflerle gelen Tom Baracklara karşı, HTŞ ye karşı “Payımıza düşen savaşmaktır” diyen Mazlum Kobani’nin ve Rojava halkının kararlı tutumu ve ardından gelen Kürt halkının yeni döneme yanıtı olan toplumsallığı hem demokratik insanlığı harekete geçirdi hem de bölgeye yönelik kirli ve ahlaksız politikaların sahiplerini bu kötü ve kirli amaçlarını kolay kolay gerçekleştiremeyeceklerini, tüm dünyaya ilan etti.

Önceki gün gelen haberlere göre bir anlaşma gerçekleşti. Anlaşmanın ayrıntıları tartışılıyor. Elde edilen veya edilemeyen ne olursa olsun, bu aşamaya varmak Kürt halkının onurlu bir kazanımıdır. Gerisi zaman içinde hal olur.

Selam olsun bu iradeyi gösteren tüm Kürdistanlılara ve dostlarına… .

İrfan Babaoğlu/ 01.02.2026

Bu içerik yazar tarafından hazırlanmış olup, içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Med Gündem’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.