Yazar İrfan Babaoğlu, bugünkü köşe yazısında ' Rojava yalnız değildir! ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Rojava yalnız değildir!

Türkiye’de bir yıldan beri devam eden çözüm süreci en krtik noktaya varmak üzere. Rojava’da kader ve karar günleri yaşanıyor. Şimidiye kadar Suriye’ye dönük amaçları ve planları olan güçlerin izledikleri politika da bir yol ayırımına geldi.

Rojava halkının ve siyasetinin duruşunda bir netlik vardır. Demokratik, kapsayıcı, ortak ve tüm Suriye’de demokrasiyi hakim kılacak bu politika gerçek bir çözümü de içinde barıdırıyor. 13-14 yıldan beridir Rojava halkı kendi toprağında dünyanın düşmanı işid vahşetine karşı cansiper savaştı. Bedel ödedi. Halk kendini korudu. Ortadoğu gibi çatışmalı bir ortamda 14 yıldan bu yana barışın, demokrasinin bir vahası oldu. Bu somut yaşamı ile gelecekte tüm Ortadoğu’ya model olacak bir toplumsal siyasal yaşam ortaya çıkardı.

Bu durumun doğası sonucu tüm insani ve demokratik kesimler bir beklenti içine girdi. Bu beklenti Rojava’nın tüm bölge ve dünya devletlerince tanınacak bir statüsünün olması idi. Bu hem Suriye için bir istikrar olacak hem de bölge devletleri ve halkları için bir gelişme, ortaklaşma alanı olacaktı.

Aklın yolu bu idi. Normal olan da bu idi.

Ama bazı devletlerin politik hesapları buna göre değil, tam tersine oluşan bu durumu nasıl kendi yayılmacı, sömürgeci çıkar ve amaçları için kullanmaları oldu, oluyor. Ulus devletlerin faşist ve ırkçı yaklaşımları böylesi dönemlerde had safhaya çıkıyor ve halklara karşı bir tehdit olarak, sahada fırsatı kollayan bir tutuma yol açabiliyor.

Ankara hükmetinden yayılan söz ve politikalar son bir yıldan bu yana izlediği yol tam da budur. Rojava halkına karşı izlediği politikalar, tüm parçalarda yaşayan, kimlik ve özgürlük mücadelesi içinde olan Kürt halkının kazanımlarına dönüktür. Kürt halkının hak ve özgürlüğüne karşı, onun dil ve kültürüne karşı, yasal meşru bir yaşamına ve kendini diğer halklarla eşit bir şekilde temsil etme arzusuna karşı olmadık şer ittifaklarında bulunarak, pusu kurma fırsatçılığı ile dünyanın karşısına çıkmaktadır.

Hal böyle olunca Rojava halkını işid’e teslim etmek gibi bir vahşi politikanın sahibi olabiliyor. 2014’te «Kobani düştü, düşecek» diyerek, başaramadığını bu puslu ortamda başarmak istiyor! Tüm Türkiye insanlarının ve halkların çıkarlarına aykırı, insani idelalleri aşağılayan tezleri öne sürebiliyor. Bununla da kalmayıp durmadan Kürtlerin ve demokrasinin başarıya ulaşmaması için çalmadık kapı, yalvarmadık egemen bırakmıyorlar. Dışişleri Bakanı bu amaçla bir gün Iran’a gidiyor, «Biz sadece Türkiye’de değil, terörsüz bölge de istiyoruz» diyerek Kürtlere karşı Ortak hareket etme diplomasisi yürütüyor. Ertesi gün aynı zihniyet Washington’da boy gösteriyor. Hiç durmuyorlar. Suriye’yi de kendilerine benzetmek istiyorlar. Mit, Genelkurmay, dişişleri ile her gün tehdit yağdırıyor, askeri harteketlilik gösterilerinde bulunuyorlar. Bugün yine Genelkurmay başkanı, MIT başkanı ve Dışileri bakanı Şam’da olduğunu yazıyor gazeteler. Bu siyasetlerini bölgeye de hakim kılmak için planlar kuruyorlar.

Bu politikanın bir benzeri de kamuoyu nezdinde sergilenmektedir. Geçen yüzyıldan kalma soğuk savaş yöntemleri ile halkın içinde, spor tribünlerinde Irkçı faşist grupları harekete geçirerek Çözüm karşıtı bir «kitlesel duruş» yaratmaya çalışıyorlar. Tam bir Mit organizasyonu becerisisyle gündemi izledikleri siyasi amaçlarına uygun kullanabiliyorlar.

Partiler düzeyinde de çözüm karşıtı siyaseti bir klasik devlet mantığı ile ördükleri de görülmüyor değil. Malesef CHP de kendi tarihi ile yüzleşemediğinden, bu politikanın bir parçası olmaktan kendini kurtaramıyor. Böyle bir yaklaşımla İmralı’dan önerilen açıklık, demokrasi ve meclis inisiyatifi gibi pozitif çözüm yol ve yöntemlerinin içini boşaltmaya çalışıyorlar. Bu sinsi bir politikadır!

Kuşkusuz en başta Önder Öcalan bu süreci geliştirirken Ankara devlet siyasetinin farkında idi. Kürt halkının mücadelesi ve Türkiye halklarının demokrasi talebi Ankara’dan yayılan çürümüş siyasetin insafına terk edilemeyecek kadar ciddi ve hayati bir konu idi. Sayın Öcalan bu süreçte pozitif çözüm olasılığını gördü. Dikkat ederseniz bölgedeki devletlerin güç ve politik dengeleri ve dünya durumu, var olan çelişki ve çatışmalar gün geçtikçe sayın Öcalan’ın ögörülerini pratik ve politik sahada doğrulamaktadır. Savaşmadan, kan dökülmesine yol açmadan, Kürt halkının 50 yılllık direniş mirasına dayanarak demokrasi mücadelesi içinde olmak bu bakımdan çok önemlidir.

Bu karmaşa ortamda Kürt halkının ve Türkiye demokratik güçlerin birliği ve dayanışması, Ankara merkezli özel savaş dönemine ait bu politikaların teşhir edilmesi önemlidir.

10 yıl önce nasıl tüm Kürtlerin ve dünya insanlığının yüreği Kobanê de, Rojava’daki direnişin başarısı için attıysa, bugün de Ankara merkezli yayılan ve Kürt halkına yaşam hakkı tanımayan ve tüm insani değerlere düşman olan bu siyasete karşı «Rojava yalnız değildir» diye ses yükseltmek, Ankara’dan yayılan bu kirli siyaseti yerle bir etmeye yeterlidir.

22.12.2025