Hukukçu Eylül Yaylacı, bugünkü köşe yazısında ' NATO Krizi: Çöküşe mi, Evrime mi? ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
NATO Krizi: Çöküşe mi, Evrime mi?
İkinci Dünya Savaşı'nın küllerinden doğan bir ittifak... 1949'da, Soğuk Savaş'ın ilk kıvılcımlarıyla, 12 Batılı ülke Washington'da Kuzey Atlantik Antlaşması'nı imzaladı. Amaç nettir: Sovyet yayılmacılığına karşı kolektif savunma. Lord Ismay'ın meşhur sözüyle özetlenir her şey: "Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları aşağıda tutmak." Nato, "birine saldırı hepimize saldırı" ilkesini kurdu. O günlerde ittifak, özgürlük ve güvenliğin simgesiydi; Avrupa'yı Sovyet tanklarından koruyan çelik bir kalkan.
Peki bugün, 76 yıl sonra, aynı ittifak neden "bedavacı müttefikler" ve "kağıttan kaplan" suçlamalarıyla sarsılıyor? Temmuz 2026'da Ankara'da toplanacak NATO Zirvesi, tam da bu sorunun cevabını verecek gibi görünüyor. Trump'ın sert restleri, Avrupa'nın edilgen tavrı ve Rusya'nın iştahı... Her şey değişti. NATO artık Soğuk Savaş'ın ürünü bir savunma paktı olmaktan çıkıp, jeopolitik bir tartışma arenasına dönüştü.
Zamanın Getirdiği Değişim
Soğuk Savaş'ın bitişiyle NATO'nun niteliği kökten evrildi. Sovyetler'in dağılması krizi, ittifakı "zafer sarhoşu" yaptı. Fakat sonradan NATO’nun geçirdiği krizler ittifakın omurgasını da aşındırdı. Amaç netliğini yitirdi. Rusya'nın Ukrayna işgaliyle yeniden "düşman" ilan edilen NATO, şimdi Çin'in yükselişine karşı ABD'nin Asya odaklı stratejisine mi yoksa Avrupa'nın bölgesel güvenliğine mi hizmet edecek? Stratejik amaç tartışmalı hale geldi. İttifak, 1975'ten beri Soğuk Savaş sonu, Irak Savaşı bölünmesi, Sovyet çöküşü gibi birçok krizler geçirdi fakat her seferinde adapte olmayı başardı. Ama bu kez, içinden ABD'nin çekilme tehdidi çıkıyor.
Trump'ın Resti ve Avrupa'nın Bedavacılığı
ABD Başkanı Donald Trump, NATO'yu uzun zamandır "modası geçmiş" ve "ABD'yi sömüren" bir yapı olarak görüyor. "Avrupa bedavacılık yapıyor" eleştirisiyle başlayan retorik, 2025-2026'da zirveye çıktı. İran savaşı bağlamında Avrupa'dan destek alamayınca, savunma harcamalarının karşılanmasında eksik kalan müttefiklerin oy haklarını askıya almayı ve 5. madde (kolektif savunma) korumasını zayıflatmayı gündeme getirdi. "Ödemezseniz savunmayız" mesajı nettir. Bunun için de Avrupa'yı Rusya tehdidiyle köşeye sıkıştırmaktadır.
Avrupa ise yıllarca edilgen kaldı. Savunma harcamaları düşük seviyelerde seyretti. Gelinen neticede ABD'nin fiili çekilmesi halinde ittifakın omurgası çökecektir. Avrupa, ya kendi başına kalacak ya da hibrit bir "evrilmiş NATO"ya (Avrupa yükü taşırken ABD’nin stratejik destek vermesine) razı olacaklardır.
Bu süreçte Çin faktörü kritik: ABD, Pasifik'te Pekin'i bastırmak için Rusya'yla "denge" arayışında olduğundan, Avrupa'ya "kendi başının çaresine bak" mesajı vermektedir.
Rusya'nın Kazancı ve Karadeniz Hayali
NATO zayıflarsa veya çözülürse en çok kazananın Rusya ve Çin olacağı bir gerçektir. Moskova, Karadeniz'i "kendi gölü" ilan etme iddiasını güçlendirecek, Boğazlar ve Montrö Sözleşmesi üzerinden stratejik üstünlük peşinde olacaktır. 5. Madde koruması fiilen erirse, Suriye ve Karadeniz hamlelerinde yalnız kalma riski azalacak olan Türkiye, Kuzeyden Rusya güneyden diğer aktörlerin sıkıştırmasıyla karşı karşıya kalacağı için bıçak sırtında bir denge siyasetine mecbur kalacaktır.
Türkiye ve Kürtler Açısından Bıçak Sırtı Bir Dönüm
NATO'nun dağılması veya radikal dönüşümü, Türkiye için hem fırsat hem tehlike içeren bir durum olacaktır. İttifakın ikinci büyük ordusu ve coğrafi konumu (Karadeniz, Boğazlar, göç dalgaları) Türkiye'yi vazgeçilmez kılıyor. ABD'nin tam veya fiili çekilmesi, ittifakın omurgasını çökerterek Türkiye'nin rolünü otomatik olarak büyütecektir. Osmanlı'nın çöküşünden beri Batı ile ilişkileri zayıf olan Ankara, askeri gücü sayesinde Avrupa için "güvenli liman" olma özelliğine kavuşabilecek, İngiltere ile birlikte yeni NATO'da veya ABD'siz Avrupa savunma paktında baskın güç haline gelebilecektir. Yönünü Batı'ya çevirme şansı doğacaktır.
Kürt silahlı mücadelesi açısından bakıldığında ise tablo daha net: NATO üyeliği ve Türkiye'nin bu ittifaktaki ağırlığı, tarihsel olarak Kürt hareketini en olumsuz etkileyen unsurlardan biri olmuştur. İkinci büyük ordu ve stratejik konum, Türkiye'yi Batı için "korunmaya değer" kılmış; göç dalgaları gibi araçlarla bu güç pekiştirilmiştir. NATO çökerse bu dinamik değişecek, Türkiye savunmasız kalma riskiyle yüzleşirken, boşluğu kimin dolduracağı, AB paktı, Rusya etkisi gibi yeni aktörler, Kürt dinamiklerini de yeniden şekillendirecektir. Yani olumsuz etkilerin azalabileceği ama yeni belirsizliklerin de doğabileceğini göz önünde bulundurmak gerekecektir.
2026 Ankara Zirvesi: Kriz mi, Fırsat mı?
Temmuz 2026'da Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, tam bir dönüm noktası olabilir. Trump burada "faturayı kesebilir". Tarihsel krizleri atlatan ittifak, ya çökecek ya da evrilecektir. Avrupa yükü taşırken ABD stratejik destek verecek, Türkiye-İngiltere baskın rol oynayabilecektir. Rusya-Çin ikilisi en çok kazanan olurken, Türkiye güçlenme veya risk alma dengesinde bıçak sırtında olacaktır.
Sonuç olarak, uluslararası ilişkilerin yeniden düzenlenmesine ve çağa uygun ittifaklara ihtiyaç vardır. Gelecek, katı askeri bloklardan ziyade küçük gruplu ortaklıklar, teknoloji koalisyonları ve esnek ağlara dayanıyor olabilir. NATO; ya radikal bir evrim geçirerek (Avrupa özerkliği + ABD stratejik desteği + yeni teknolojiler) kendini yeniler, ya da yerini daha pragmatik, çıkar odaklı ilişki modellerine bırakır. Türkiye gibi kritik coğrafyalardaki aktörler için bu geçiş, hem risk hem de yeni manevra alanı anlamına gelecektir. 2026 Ankara Zirvesi, bu büyük dönüşümün ilk sınavı olabilir.
Bu içerik yazar tarafından hazırlanmış olup, içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Med Gündem’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.