Hukukçu Eylül Yaylacı, bugünkü köşe yazısında ' Hesaplar Masada, Gerçeklik Sahada ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
HESAPLAR MASADA, GERÇEKLİK SAHADA
HTŞ içerisindeki IŞİD bağlantılı unsurların ABD askerlerini öldürmesi, Şam yönetiminin Suriye’yi güvenlik ve istikrar temelinde yönetemediğini bir kez daha tescillemiş oldu.
Bu gelişmenin de etkisiyle ABD, Suriye sahasındaki en disiplinli ve profesyonel güç olan SDG ile anlaşmanın zorunlu olduğunu açık biçimde dile getirdi.
Bu atmosferde Colani, ilk kez SDG’ye resmi bir taslak teklif sundu. Söz konusu taslağa göre SDG, askeri gücünü Şam ordusu içerisinde kendi adıyla ve ayrı bir pozisyonda muhafaza edebilecek; İçişleri Bakan Yardımcılığı, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Genelkurmay Başkan Yardımcılığı gibi kritik görevler SDG’ye verilecek. Ayrıca idari yapı ve yerel yönetimler konusunda da çeşitli müzakerelerin yürütüldüğü ifade ediliyor.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin ABD’ye verdiği tavizler ve kullandığı Öcalan kartına rağmen SDG’nin Suriye’de fiilen özerk bir yapıya doğru ilerleyişi engellenemedi.
Sahadaki askeri ve siyasi gerçeklik, merkeziyetçi devlet modelinin artık sürdürülemez olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır. Gelinen aşamada, Suriye’nin üniter bir devlet olarak devam etme imkânı kalmamıştır.
Suriye’nin iç dinamikleri göz önüne alındığında, en uygun modelin Adem-i Merkeziyetçi bir yönetim yapısı olduğu tartışma götürmez bir gerçekliktir.
Bölgesel aktörlerin her biri, her ne kadar kendi çıkarları doğrultusunda Suriye’den farklı beklentiler içinde olsa da, gelinen noktada üniter ve katı merkezi bir devletin sürdürülebilirliği kalmamıştır.
Suriye halklarının çeşitliliği ve saha gerçeklikleri, yerel yönetimlere daha fazla yetki veren bir sistemi zorunlu kılmaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında ise en rasyonel yaklaşım Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile geliştirilen ticari, siyasi ve ekonomik ilişkileri Suriye’nin kuzeydoğusuna da taşımaktır. Bu şekilde, karşılıklı çıkarlara dayalı bir “kazan-kazan” politikası izlenerek, hem güvenlik kaygıları giderilebilir hem de bölgesel istikrara katkı sağlanabilir. Böylece, herkesin fayda göreceği bir denge kurulmuş olur.