Yazar Emine Kocadağ , bugünkü köşe yazısında 'Kadın, Sessizlik ve Zamanın Hafızası' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kadın, Sessizlik ve Zamanın Hafızası

Bazı kadınlar konuşmaz, çünkü dillerini yüzyıllar önce kaybetmişlerdir.
O suskunluk, bir eksiklik değil; aksine, geçmişin yankısıdır.
Bir halkın unutturulmuş sesi, bir annenin dudak kenarında asılı kalan türküdür.
Sessizlik, onların taşıdığı en eski dil; sözcüklerin sığamadığı bir hatırlama biçimidir.

Toprak, bu sessizliğin en sadık tanığıdır.
Kadın, toprağın kendisidir; derin, sabırlı, doğurgan.
Bir çocuğun adını toprağa fısıldayan da odur, ölülerinin üzerine ninni okuyan da.
Hiçbir tarih kitabı, bir kadının susarak taşıdığı acıyı anlatamaz.
Çünkü tarih yazıya, acı ise sessizliğe sığar.

Çocukken annemin sessizliğini (çığlığını) dinlemeyi öğrenmiştim.
Evimizde her şey konuşurdu: suyun sesi, sobanın çıtırtısı, dışarıdan gelen rüzgârın uğultusu.
Bir tek kadınlar konuşmazdı.
O sessizlik, bir yas gibi evin içinde dolaşırdı.
Söylenmemiş cümlelerin ağırlığı, tencerenin kapağında, sobanın dumanında gizlenirdi.
Ben büyürken, kelimelerden önce suskunluğu öğrendim.
Ve yıllar sonra anladım ki, kadınların suskunluğu bir susma değil, bir taşıma biçimidir.
Onlar, yüzyıllardır başkalarının kaleminden düşen hikâyeleri sırtlarında taşırlar; konuşmadıkça unutturulmazlar.

Bir halkın dili elinden alındığında, en önce kadınlar yetim kalır.
Çünkü dil, onların sığınağıdır.
Bir annenin ninnisiyle, bir ninenin duasıyla yaşar; evin duvarlarında yankılanır.
Dili elinden alınmış bir kadın, yalnızca sessizleşmez; köksüzleşir.
Ama yine de pes etmez, başka biçimlerde anlatır:
Eliyle, bakışıyla, dokunuşuyla…
Bir dil kapanır, ama başka bir dil kalbin dili açılır.

Yazmak, belki de bu kayıp dilleri yeniden duyulur kılma çabasıdır.
Ben yazarken hep bir uğultu duyarım içimde; geçmişten gelen bir ses, annemin ya da anneanemın sesi belki.
Kelimelerim, o sesi duyulur kılmak için doğar.
Çünkü biliyorum: hiçbir sessizlik tamamen sessiz değildir.
Her suskunlukta, bir halkın hikâyesi fısıldar ama önce benimkini.

Zaman, insanın içinde akan görünmez bir nehir gibidir.
Bellek, o nehrin tortusunda kalır.
Bir kadın, her kuşakta biraz daha o nehre eğilir; kendi annesinin ötesi köklerinin yansımasını arar o suda.
Ve orada, kelimelerin sustuğu yerde, bir başka türden hafıza başlar.
Bir ekmeğin kokusunda, bir saçın örgüsünde, bir mendilin kenarındaki nakışta…
Kadınlar hatırlamanın bin biçimini bilir; çünkü onlara unutturulmak öğretilmiştir.

Sürgün, bazen toprağın dışına değil, dilin dışına atılmaktır.
Kimi insan doğduğu yerden koparılır, kimi de kendi dilinden.
Ama her sürgün, yeni bir dilin tohumunu taşır içinde.
Sürgün kadınlar, kaybettikleri dillerin yerine sessizliğin gramerini kurarlar.
Ve o gramer, zamanla yeni bir edebiyat yaratır.
Edebiyat, işte bu sessizliklerin birbirine dokunduğu yerdir.

Ben yazarken, geçmişle bugünün arasında görünmez bir köprü kuruyorum.
Annemin ve anneannemin yarım kalmış cümlelerini tamamlıyorum belki de.
Onların suskunluğu benim kalemimden geçip yeni bir sese dönüşüyor.
Yazı, bana göre bir hatırlama biçimi olduğu kadar bir borçtur da.
Susturulmuş olanların sesini geri verme borcu.

Kadınlar, kendi hikâyelerini yazmaya başladıklarında tarih değişir.
Çünkü tarih, bugüne dek onların sessizliğini kullanarak yazılmıştır.
Oysa her kadının kendi kelimesi, kendi ritmi vardır.
O kelimeler bir araya geldiğinde, dünya biraz daha adaletli olur.
Belki de bu yüzden edebiyat, yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda bir direniş biçimidir.

Ve ben inanıyorum:
Bir kadın kendi diline döndüğünde, yalnızca kendini değil, tüm bir halkı iyileştirir.
Bir cümle kurduğunda, bin yıllık suskunluğu deler geçer.
Bir hikâye yazdığında, sessizlik yerini hafızaya bırakır.
Çünkü kelimeler geçicidir ama hafıza kalır.
Kadınların hafızası ise zamana değil, dirence yazılır.

Bugün, hâlâ birçok kadın kendi hikâyesini sessizce taşır.
Ama o sessizlik, bir karanlık değil, bir tohumdur.
Bir gün, o tohum çatlar; içinden yeni bir dil, yeni bir dünya doğar.
Ve biz o yeni dünyanın eşiğinde dururuz, kulak kesiliriz o kadim sese:
Ben buradayım, der sessizlik, hiçbir zaman gitmedim.