Birsen Güneş'in bugünkü köşe yazısında, ' Çekirdekten Gelme Siyaseti: Öz mü, Kabuk mu? ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Çekirdekten Gelme Siyaseti: Öz mü, Kabuk mu?

Siyasette sıkça duyduğumuz bir söz vardır: “Çekirdekten gelme.” Bu ifade hep gururla söylenir. Çünkü çekirdek, özü, yani hayatı doğuran ve geleceği besleyen kısmıdır. Çekirdek, bir fikrin, bir davanın, bir ülke hayalinin özüdür. Çekirdek toprağa iner, kök salar, filiz verir, meyveye dönüşür. Bir ağacın gövdesinde, yapraklarında, meyvesinde gördüğümüz canlılık, işte o küçük özden çıkar.

Her tohumun bir çekirdeği vardır; hayat orada başlar. Çekirdeği koruyan kabuk, özünü saklayan bir kalkan gibidir. Ama bugün siyaset, özünden uzaklaşıp kabukların gürültüsüne hapsolmuş durumda.

Kabuk, özü korur; fakat özüyle kıyaslanamayacak kadar işlevsizdir. İşlevi bitince de sadece atığa dönüşür. Yere saçılır, etrafı kirletir. Birkaç tane olsa görmezden gelinir; ama yığınla biriktiğinde hem zemini hem de atmosferi bozar. Çöpler nasıl doğanın dengesini altüst ediyorsa, kabukların birikimi de siyasetin ekolojisini bozar.

Kabuk siyasetinin en tehlikeli yanı da şudur: Hep göz önünde durur. Görünürlükle var olur, gürültüyle kendini kabul ettirmeye çalışır. Ama öz dediğimiz şey sessizdir, toprak altında filizlenir, sabır ister. Kabuk siyaseti sabrı sevmez; popülizmle, kavgayla, hamasetle ayakta durmaya çalışır.

Bugün siyaset, işte bu kabukların egemenliği altındadır. Ortada öz yok, fikir yok, vizyon yok. Meydanlarda sadece kabuklar var:

Gösterişli ama içi boş vaatler,

Liyakatsiz kadrolar,

Adaleti rafa kaldıran uygulamalar,

Yoksulluğu kader diye pazarlayan anlayışlar,

Yozlaşmayı normalleştiren tavırlar…


Asıl ihtiyaç duyduğumuz, “mirkut”; kabuktan özü ayıran keskin bir metafor; gerçeği sahteden, kirliyi temizden, kabuğu çekirdekten ayırma iradesi… Siyasette kabukların tozunu silkeleyip özü yeniden ortaya çıkarmak da işte bu iradeye bağlıdır.

Foto kaynağı Şanlıurfa Postası'in Gönderisi

Kabuk siyaseti ve bitmeyen birincilikler

OUSD rakamlarına göre Türkiye, Şili’den sonra dünyanın en fazla eşitsizlik yaşayan ikinci ülkesidir. Bu tablo, artık kanıksadığımız ve içinden çıkamadığımız bir sorun mu olacak? Yoksa hâlâ bu kısır döngüyü kırabilecek bir “kurtuluş reçetesi” çıkarabilir mi?

Rakamlar ağır ve acı verici:

Kadına yönelik şiddette Avrupa ülkeleri arasında birinci sıradayız.

Eşitsizlikte Şili’den sonra ikinci sıradayız.

En uzun çalışma saatlerinde yine birinci sıradayız.

Kira artışında birinci sıradayız.

Gıda enflasyonunda zirvedeyiz.

Çocuk yoksulluğunda Kolombiya’nın ardından ikinci sıradayız.


Bitmeyen birincilikler, arada gelen ikincilikler… Türkiye, adeta eşitsizlik liginde şampiyonluğa oynuyor.

Oysa asıl mesele, çocuğunu okullu yapacak, onu uyuşturucudan uzak tutacak, kadını üretimin içine katacak bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirebilmek. Halkın iradesi, pazarlıkla alınacak bir oy değil; kendi öz gücünün yarattığı gelecektir. Eşitsizliği kabullenmeyen bir anlayış, kabuğu değil, çekirdeğin özünü savunan bir siyaset anlayışıyla mümkündür.

Çekirdeğin gerçek olgunluğu, siyaseti halkın içinden, köklerinden yükselterek göstermek zorunda olduğumuz gerçekte gizlidir. Misafirlik değil, kalıcı bir toplumsal dayanışma; rant değil, ekolojiye ve yaşama değer katan bir siyaset… Ancak böyle olursa siyasetin kirliliği ortadan kalkar.

Bugün uygulanan “kabuk siyaseti” günü kurtarıyor ama geleceği inşa etmiyor. Oysa toplum, kabuğu değil çekirdeğin özünü istiyor. İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları kâğıt üzerinde değil, yaşamın her alanında somutlaşmadıkça bu tablodan çıkış mümkün olmayacak.

Bir ülkenin toplumsal iklimi, tıpkı ekolojik denge gibi bozuluyor. Kabuklar o kadar çok ki, toplumun nefes aldığı atmosferi bozuyor. Hak arayanın sesi bastırılıyor, gençlerin umudu göç yollarına sürülüyor, halkın alın teri çarçur ediliyor. Çekirdeğin özünden doğacak adalet, eşitlik ve refah yerine, kabukların gürültüsü her yere yayılıyor ve çürümeyi hızlandırıyor. Oysa toplumun geleceği, kabukların değil, çekirdeğin özünde saklıdır.

Ama unutmayalım: Kabuklar ne kadar çoksa, özü bulmak o kadar zorlaşır. Siyasetin temizlenmesi, kabukların gürültüsünü değil, çekirdeğin sessiz özünü görebilmekle mümkündür. Aksi hâlde, kabukların yarattığı bu gürültü sadece siyaseti değil, toplumun geleceğini de zehirlemeye devam edecektir.

Belki de siyasetin temizlenmesi, kabukların göz boyayan parıltısına değil, toprağın altında sessizce olgunlaşan özlere bakmakla mümkün olacak. Ve belki de asıl değişim, özüne sadık olanların sabırla kök salmasından doğacak.