Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında ' 4 Nisan Güneş’in Doğuşuna, 4 Ocak Özgürlüğüne ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
4 Nisan Güneş’in Doğuşuna, 4 Ocak Özgürlüğüne
Yürüyen bir süreç var. Kimi zaman yavaşlıyor, kimi zaman hızlanıyor; kimi zaman “var mı, yok mu” tartışmalarıyla bilinçli biçimde gölgelenmek isteniyor. Oysa bugün ihtiyacımız olan şey, bu kısır tartışmaların ötesine geçip sabırla barışa daha çok sarılmak ve onu büyütmektir. Barış aceleye gelmez; emek ister, süreklilik ister, sorumluluk ister. En çok da soğukkanlı bir vicdan, sakin bir akıl ve yarınları düşünen bir dil ister.
Çünkü barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış; adaletin konuşması, eşitliğin hissedilmesi, onurun korunmasıdır. Barış; geçmişle yüzleşme cesareti, geleceğe dair ortak bir umut kurabilme iradesidir. Tam da bu nedenle barıştan rahatsız olanlar vardır.
Ne yazık ki bugün de barıştan rahatsız olan bir kesim var. Tıklama peşindeki sözde meslek erbapları—gazeteci, yazar, siyasetçi kılığına bürünmüş isimler—X odalarında “aydın” kisvesiyle dolaşan troller; bazı televizyonlar, gazete manşetleri ve internet siteleri… Süreç karşıtı yayınlar ve kışkırtmalarla toplumu zehirlemeye çalışıyorlar. Meclis’teki gerilimlerden, Rojava’daki kazanımlara karşı kullanılan tehdit diline; Suriye geçici hükümetinin saldırılarına göz yuman tutumdan tribünlere taşınan provokasyonlara kadar—örneğin Bursaspor ve Bodrumspor taraftarlarının bir kısmına sirayet eden gerilimler—aynı aklın, aynı karanlık dilin ürünüdür. Amaç barışı konuşmak değildir; barışı tartıştırmak, itibarsızlaştırmak ve zayıflatmaktır.
Yaklaşık 50 yıllık PKK ile başlayan mücadele ve öncesi… Kürtlerin bu coğrafyada, Ortadoğu’da ve dünyada süregelen bir kimlik sorunu vardır. Bu sorun ne dün başlamıştır ne de görmezden gelinerek çözülebilir. Reddedilen kimliğin tanınması, yok sayılan dilin ve kültürün kabul edilmesi bugün gelinen konjonktürde artık ertelenemez bir zorunluluktur. İsteyen de vardır, istemeyen de. Ancak tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Bastırılan sorunlar ortadan kalkmaz, derinleşir. Kürt halkı da bu gerçeği yaşayarak öğrenmiştir. 2013’te milyonlarca imzayla Adalet Bakanlığı’na verilen dilekçeler, “Sorunumuzun muhatabı” denilerek ortaya konulan irade bunun en açık göstergesidir.
Bugün İmralı’da, devletin de kabul ettiği başmüzakereci, Kürt Halk Önderi ve Baş Müzakereci Abdullah Öcalan bir süreci yürütüyor. Bu sürecin kıymeti tam da buradadır. Çünkü bu işler üç-beş günde, birkaç ayda olmaz. Kalıcı barış, yıllar içinde sabırla yeşeren tohumlarla mümkündür. Bu nedenle dilimize dikkat etmeli, söze değil çözüme yatırım yapmalı, daha çok emek vermeliyiz. Bir yıldır tek bir tabutun gelmemiş olması, ilk adımın ne kadar kıymetli olduğunu göstermiyor mu? Yaşam hakkının korunması, barışın en somut ve en insani göstergesi değil midir? Tabutların yerini birbirimize sarılmak, anlamak ve saygı almak almalıdır; sürecin sağlıklı ilerlemesi ancak böyle mümkün olur.
Geçmişteki ateşkesler, Oslo görüşmeleri ve çözüm sürecinin ardından yaşananlar hâlâ hafızamızda tazedir. Provokasyonlar süreçleri sabote etti; binlerce can kaybı yaşandı, gözaltılar, tutuklamalar, sürgünler, soruşturmalar ve sistematik mobbingler hayatın parçası haline getirildi. Toplum derin yaralar aldı. Son dönemde yaygınlaşan fuhuş, uyuşturucu, tefecilik ve yozlaşmış suç ağları da bu karanlık iklimin sonuçları değil midir? Yıllardır çatışmadan, kandan ve kaostan rant devşirenler, barış başarıya yaklaştığında rantlarının biteceğini bildikleri için sürece saldırmaktadır. Bu nedenle farklı maskeler altındaki trollere sormak gerekir: Derdiniz nedir? Kürt halkının kazanımı mı? Türkiye’nin demokratikleşmesi mi? Halklar arası barış mı? Yoksa kışkırtıcı dilinizle elde ettiğiniz kariyer, görünürlük ve maddi rant mı?
Yol yakınken dönmek kârdır. Dün yaptıklarınıza bugün özeleştiri verin. Milyonlarca ailenin yaşadığı acıya, gözyaşına ve yıkıma saygı duyun. Sürece destek vermiyorsanız bile en azından susmayı öğrenin. Çünkü bu süreci en çok sahiplenenler, en çok tabutlara sarılmış olanlardır. Bunca acıya rağmen barışta ısrar ediliyorsa, bunun nedeni kapımıza gelen tabutların artık başka kapılara gitmemesi içindir. Yaşam fidanları kurşunla değil, umutla büyüsün diyedir.
Bu süreçte Kürt hareketinin dışındaki destek de hayati önemdedir. KDP, YNK ve diğer Kürt örgütlerinin tutumu; Kek Mesut Barzani’nin, rahmetli Mam Celal Talabani’nin ve bugün oğlu Bafil Talabani’nin verdiği destek, barışın yalnızca bir coğrafyanın değil, bütün bir halkın ortak meselesi olduğunu göstermektedir. Rahmetli Mam Celal’in “Kürtleri tek bir kedisi için vermeyiz” sözü, bugün hâlâ ortak hafızamızda barışın ahlaki pusulası olarak durmaktadır.
Bugünkü süreç aynı zamanda Kürtlerin ulusal pratik sürecidir. Milyonlarca Kürt, 4 Nisan’da Amara yürüyüşlerinde yüzünü güneşin doğuşuna dönerken; 4 Ocak’ta Amed’de güneşin özgürlüğüne haykırmak için gün sayıyor. İstasyon Meydanı’na akacak kalabalıkların heyecanı, sahadaki çalışmalara şimdiden yansımış durumda. Bu heyecan, yalnızca bir mitingin değil, yeni bir umudun ifadesidir.
Barış, cesaret ister. Sabır ister. Ve en çok da sorumlu bir dil ister.
Güneş doğuyor; özgürleşiyor ve dünyayı aydınlatıyor. Umutlar büyüyor—yeter ki karartmayalım.