Yazar Süreyya Şahin bugünkü köşe yazısında, ' Dış Müdahale Ezberi ve İran Aydınının Tutarlılığı ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Dış Müdahale Ezberi ve İran Aydınının Tutarlılığı

Son zamanlarda yaşananlar, Ortadoğu’ya dair ezberlerin -ne kadar kolay- yeniden dolaşıma sokulabildiğini bir kez daha gösterdi. Her gerilim, kriz ve yükselen tansiyonla birlikte aynı dil sahneye çıkıyor; dış müdahale çağrıları, "özgürleştirme" söylemleri ve bir ülkenin kaderinin yine başka başkentlerde tartışılması...
Bu gürültü, patırtı içinde ihmal edilen, bilerek/bilmeyerek görmezden gelinen şey ise o ülkenin kendi muhaliflerinin, aydınlarının ve sanatçılarının ne söylediği.

İran’daki muhalif aydınların, yazarların ve sanatçıların ortaklaştığı temel çizgi nettir; hiçbir dış gücün ülkenin iç dinamiklerine müdahalesini meşru görmezler. Bu tutum, romantik bir anti emperyalizm değil, tarihsel hafızaya dayalı akıl yürütmedir. ABD’nin özgürlük ve barış söylemiyle girdiği coğrafyalarda geride bıraktığı şey; kurumsal çöküş, parçalanmış toplumlar ve kalıcı kaostur. İranlı muhalif entelektüel bunu bilir; çünkü değişimin dışarıdan ithal edilemeyeceğini, toplumsal meşruiyetin bombayla taşınamayacağını idrak eder.

İran aydını, iktidara muhalif olmayı ülkesini pazarlık konusu yapmakla karıştırmaz. Rejimi eleştirirken devletin egemenliğini savunur; zulme karşı dururken işgali alkışlamaz. Bu tutarlılık, muhalefetin ahlaki zeminidir. Buna karşılık, aydın sıfatını taşıyıp her küresel müdahaleye demokratik ambalajla razı olan kaypaklık, ne eleştirel akıldır ne de cesaret. İranlı muhalifin farkı buradadır; o, özgürlüğü başkasının tankından değil, kendi toplumunun vicdanından talep eder.

Bu yaklaşımın İran’ın yakın tarihinde oynadığı rol, çoğu zaman göz ardı edilir. Ortadoğu’nun son kırk yılına bakıldığında, doğrudan askeri müdahaleye, dışarıdan rejim mühendisliğine ve "kurtarıcı" söylemlerle gelen müdahalelere maruz kalan ülkelerin nasıl bir çözülme yaşadığı ortadadır. İran ise bütün iç gerilimlerine, sert iktidar pratiklerine ve ağır yaptırımlara rağmen, benzer bir parçalanma ve devlet çöküşü sürecine sürüklenmemiştir. Bunun tek nedeni elbette bu tutum değildir; ancak dış müdahaleye mesafeli, içeriden değişimi esas alan muhalif aklın bu tabloda küçümsenmeyecek bir payı olduğu da inkar edilemez.

İranlı muhalif aydın, iktidarla hesaplaşmayı ülkeyi dış güçlerin müdahale alanına açmakla eşitlemez. Bu ayrım, Ortadoğu bağlamında hayati bir ayrımdır. Çünkü bu coğrafyada dış müdahaleler özgürlük değil, daha derin tahakküm biçimleri üretmiş; daha adil bir düzen değil, kalıcı yıkımlar, sorunlar yaratmıştır. İran muhalefetinin belirli bir bölümünde görülen bu temkinli siyasal akıl, muhalefeti ahlaki olarak ayakta tutan zeminlerden biridir.

Bugün mesele İran’ı idealize etmek ya da rejimin baskıcı yönlerini perdelemek değildir. Mesele, muhalif olmanın aynı zamanda tarihsel sorumluluk taşıdığı gerçeğini teslim etmektir. İranlı muhalif entelektüelin ısrarla vurguladığı şey şudur. Bir toplum, ancak kendi iç dinamikleriyle dönüşebilir; dışarıdan dayatılan her "çözüm" sonunda yeni bir sorun üretir.

Ortadoğu’nun uzun yıllardır süren kaosuna bakıldığında, bu tutum erdemden önce akıl meselesidir. İran aydınının farkı tam da burada ortaya çıkıyor işte. Özgürlüğü, başka başkentlerin strateji masalarından değil; kendi toplumunun vicdanından talep ediyor. Bu da onu yalnızca muhalif değil, aynı zamanda tarih bilinci olan bir özne haline getiriyor.