Yazar Süreyya Şahin bugünkü köşe yazısında, 'Rüyaların Vatansız Coğrafyası: Anadili' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Rüyaların Vatansız Coğrafyası: Anadili

Evet, bugün Dünya Anadili Günü. Daha dün, farklı bir dilde söylenmiş şarkıyı arkadaşıma çevirmesi için gönderdiğimde bana söyledikleri, zihnimdeki tüm taşları -tekrar- yerinden oynattı: "Özdilinde anlamı o kadar etkileyici ki, onu başka bir dile çevirmek bu şiire, bu şarkıya zulümdür; o dile ve o dilin mensuplarının hissetmek istediği o saf duyguya ihanettir."

Bu sade ama sarsıcı tespit, zihnimde geniş bir boşluk açtı. Çeviri, iki kıyı arasında bir köprü kurabilir belki ama o kıyının toprağındaki kokuyu, rüzgarın fısıltısını ve kelimenin kalbindeki bin yıllık kadim sancıyı karşıya taşıyamaz. Çünkü dil, sadece bir söz diziminden ibaret değil; bir halkın genetik kederi, neşesi ve varoluş çığlığıdır.

İnsanlığın varoluş serüveninde dil, sadece ağızdan dökülen seslerin mekanik toplamı olmadı; o aynı zamanda ruhun dış dünyaya sızdığı mahrem kanaldı. Bir insanın anadili, onun dünyayı algılama biçimini, eşyaya verdiği ismi ve duygularının rengini tayin eden ilk dünyasıdır. Modernite, ulus devletlerin rasyonel ama ruhsuz tornasından geçirdiği toplumları tek tipleştirmeye çalışırken, aslında insanlığın ortak hafızasını, yani o çok sesli orkestrayı sessizliğe mahkum etmiştir. Oysa dil, sökülüp atılabilecek bir gömlek düğmesi değildir; bedeni saran deri, zihni var eden, canlı tutan renk/ses/ahenk iklimidir.

Sosyolojik olarak bakacak olursak dil; kolektif bilincin aktarıcısı, tarihin canlı fosili ve geleceğin inşasındaki yegane mimardır. Bir dilin susturulması, sadece iletişim kopukluğuna sebep olmaz, aynı zamanda bir medeniyetin, dünya görüşünün ve binlerce yıllık estetik birikimin yıkımı demektir.

Yasakevlerinin soğuk duvarları arasında bir dili hapsetmek, o dili konuşan sınıfın sömürüsünü kültürel bir imhayla tamamlamaktır. Bir dili yasaklamak, emeğin ve kimliğin ortak üretim alanını dağıtmak, insanı kendi sesine yabancılaştırarak onu kimliksiz birer üretim aracına dönüştürme çabasıdır. Bugün anadili savunmak, sadece dilbilimsel bir tercih değil, sınıfsal onur, etik duruş ve vicdani zorunluluktur. Sırrı Süreyya’nın o sarsıcı ifadesiyle, "Birinin rüyasını gördüğü dili yasak etmekten haya ederim." Bu söz, meselenin hukuki sınırlarını aşarak onu insanlık onurunun tam kalbine, rüyaların saf ve dokunulmaz bölgesine taşıyor. Devletlerin yasaları, rüyaların duaların özgür coğrafyasına hükmedemez; çünkü bir insanın rüyası, duası onun varlığının en sahici kanıtıdır.

Dünya üzerindeki dil mücadelelerine baktığımızda, bu sancının küresel bir yara olduğunu görüyoruz. Avustralya’da Aborjin dillerinin sessizce yok oluşu, sadece bir kabilenin değil, doğayla kurulan diyaloğun da sona ermesiydi. İrlanda’da bir halkın İngilizceye karşı anadilini bir "direniş kalesi" olarak koruması ya da Bask coğrafyasında her bir kelimenin özgürlük beyannamesine dönüşmesi, dilin politik bir araçtan ziyade hayati bir uzuv olduğunu kanıtlıyidr. Bir dili yasaklamak ya da onu 'ikincil' bir konuma itmek, o dili konuşanların rüyalarını çalmak, hayallerine, dualarına, ninnilerine sınır çekmek demektir.

Oysa gerçek entelektüel derinlik ve profesyonel toplumsal yönetim, dillerin birbirini boğduğu değil, birbirini beslediği ekosistemi gerektirir. Her dil insanlığın ortak mülkiyetidir ve bu mülkiyete konulan her yasak, tüm insanlığın yoksullaşmasıdır. Anadili, insanın dünyayla kurduğu ilk ve en güçlü bağdır; bu bağı koparmak, insanlığı köksüzlüğe ve dilsiz bir karanlığa mahkum etmektir. Bir şiiri anadilinde okumak, bir ağıtı kendi tınısıyla dinlemek, bir filmi karakterin o özgün iç çekişiyle izlemek; insan olmanın en temel hakkıdır. Bu hakka dokunmak, rüyalara, dualara barikat kurmaktır ki bu da insanlık onuru önünde eğilmemiz gereken o büyük vicdan eşiğidir.

Herkesin kendi rüyasının dilinde uyanacağı, o dilde şarkılar söyleyeceği bir dünya dileğiyle.

Herkesin Dünya Anadili Günü kutlu olsun.

NOT: “Bu makalede yer alan görüş, yorum ve değerlendirmeler yazara aittir. Med Gündemi’nin yayın politikası ve editoryal duruşuyla her zaman örtüşmek zorunda değildir. "