Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında 'Kürtler kardeş, Filistin ve diğer halklar ise halktır?!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Kürtler kardeş, Filistin ve diğer halklar ise halktır?!
Way malaminê
Dünyanın ilk oluşumundan bugüne kadar fikirler, inançlar, kimlikler ve halklar arasında savaşlar, çatışmalar ve şiddet hiç eksik olmadı. Tarih, bir yandan tahakküm kuranların; diğer yandan bu tahakküme karşı direnenlerin hikâyesidir. Aynı tarih boyunca bu dayatmalara karşı fikir özgürlüğünü savunanlar, birbirlerinin düşüncelerine katılmasak bile saygı duymayı önerenler de var oldu.
Savaşa, çatışmaya; çocuklara, yaşlılara, kadınlara ve cinsiyetler arası her türlü şiddete karşı evrensel insan haklarını, eşitliği ve dayanışmayı savunan pozitif bir dil, her zaman insanlığın onurlu damarını temsil etti. Ancak bu dil yalnızca söylemde kaldığında, pratikte eşitlik üretmediğinde; halklar için bir özgürlük vaadi olmaktan çıkar ve daha inceltilmiş, daha sofistike bir tahakküm biçimine dönüşür. Sözcükler masumdur; fakat onları seçen ve dolaşıma sokan siyasal akıl masum değildir.
Bugün Türkiye’de ve bölgede sıkça karşılaştığımız bir söylem var. Filistin söz konusu olduğunda rahatlıkla “Filistin halkı” deniliyor. Başka coğrafyalardaki topluluklar için “halk” kavramı tereddütsüz kullanılıyor. Ancak konu Kürtlere geldiğinde, solundan sağına, muhalifinden iktidarına neredeyse herkes aynı kalıba sarılıyor:
“Kürt kardeşlerimiz” ya da “Kürt kökenli.”
Bir Kürt olarak bu dili reddediyorum.
Çünkü halklar kardeş olmaz. Halklar arasında olsa olsa dostluk, komşuluk, dayanışma ve eşit ilişki olur. “Kardeşlik” söylemi, özellikle Kürtler söz konusu olduğunda, tarih boyunca eşitsizliğin, inkârın ve siyasal tahakkümün üzerini örten bir perde işlevi gördü. İyi günlerde “kardeş”, kriz ve çatışma anlarında ise güvenlikçi dilin hedefi hâline gelen Kürtler, bu ikiyüzlü söylemi defalarca tecrübe etti.
Sol siyasetin “halkların kardeşliği” ve “halkların kaderini tayin hakkı” söylemi de; sağ siyasetin “Kürt kardeşlerimiz” ifadesi de çoğu zaman aynı siyasal sonuca hizmet etti. Filistin ya da başka halklar için devlet, bağımsızlık, federasyon, özerklik gibi haklar savunulurken; konu Kürtlere geldiğinde aynı talepler “tehdit”, “bölünme” ya da “terör” başlığı altında kriminalize edildi.
Bir yandan “Zerdüşt”, “terörist”, “bölücü” gibi yaftalar Kürt kimliğine yöneltilirken; diğer yandan “Kürt kardeşim” denilmesi açık bir çelişkidir. Bu dil, Kürtleri özne olarak değil; sürekli “yakın”, ama asla eşit olmayan bir konumda tutmayı hedefler.
İyi niyetli olduğu varsayılarak sorulması gereken soru nettir: Bu makbul Kürt tanımı nedir? Uslu Kürt mü, köle Kürt mü, yoksa kendini inkâr eden Kürt mü?
Biz Kürtler kimsenin kardeşi değiliz; kimsenin büyüğü de değiliz. Tarih boyunca halklarla bir arada yaşadık, dayanıştık, ortak acılar ve sevinçler paylaştık. Ama hiçbir zaman eşitsizliğe rıza göstermedik. Bugün de göstermiyoruz. Eşit olmayan bir barış, barış değildir; eşit olmayan bir “kardeşlik” ise yalnızca zamana oynayan bir oyalamadır.
İnanç üzerinden kurulan dil de bu eşitsizliğin başka bir yüzüdür. İslamcı çevrelerde “Kürt Müslüman kardeşlerimiz” ifadesinin bile nadiren kullanılması tesadüf değildir. Kürtlerin Zerdüştlükten İslamiyet’e geçişi sürekli sorgulanırken, inançları adeta kanıtlanması gereken bir sadakat meselesine dönüştürülür. Bunun arkasında hem İslam’ın fiilen Arap kimliğiyle özdeşleştirilmesi hem de Kürt kimliğine yönelik tarihsel güvensizlik vardır.
Bu nedenle inançlı Kürtler çoğu zaman “Biz de Müslümanız” demek zorunda bırakılır. Oysa inanç, kimlik ve halk olmak; hiçbirinin diğeri üzerinde üstünlüğü yoktur. Her biri insanlık onurunun eşit parçalarıdır.
Bu yüzyılda, hatta bin yıldır biz Kürtler “kardeşlik” söylemine temkinliyiz. Çünkü kardeşlik, eşitlik üretmediğinde yalnızca siyasal zamanı uzatan bir araçtır. Bizim için kalıcı olan nettir:
Eşit yaşamı savunanlarla dostluk,
Hak temelli ilişki kuranlarla dayanışma.
Dünü Muhabad Kürt Cumhuriyeti’nde, Halepçe’de, Enfal Katliamları’nda, Amûdê sinemasındaki katliamda yaşadık. Bugün Rojava’da, Kobanê’de yaşıyoruz. Bu saldırılara sessiz kalan Avrupa’nın, Ortadoğu’nun ve birlikte yaşadığımız halkların; dostluk ve dayanışma pratiği üretmeyen hiçbir dili bize inandırıcı gelmiyor.
Bugün Kürtlerin bulundukları her yerde; diplomaside, savaşta, barışta, sokakta, yürüyüşlerde ve kalemlerde verilen ulusal mücadelede harcanan her emek değerlidir. Bu mücadeleye karşı kirli bir dil kullananlar kendilerine şunu sormalıdır:
Kimin ekmeğine yağ sürüyorsunuz?
Yoksa kimliksizliğin en dibinde, aynaya baktığınızda kendinizi orada mı görüyorsunuz?
Zerdüştlükten İslam’a, Hristiyanlıktan Yahudiliğe uzanan inanç tarihimiz; inkâr edilecek değil, onurla sahip çıkılacak bir mirastır. Kimliklere, halklara ve cinsiyetlere eşitlik ilkesiyle yaklaşıyor; haklarını dayanışma ruhuyla savunuyoruz. Aynı coğrafyada ya da farklı coğrafyalarda, eşitlik temelinde barış içinde yaşamakta ısrarcıyız.
Çünkü bizim talebimiz ne imtiyazdır ne lütuf.
Talebimiz eşitliktir.
Ve eşitlik olmadan kurulan hiçbir “kardeşlik” inandırıcı değildir.