Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında 'Aşk, Sevgi, Mutluluk ve Güven Doğasında Emektir' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Aşk, Sevgi, Mutluluk ve Güven Doğasında Emektir

Hamza Özkan

Aşk, bir ömürlük çaba, sevgi ise emeğin sabrıdır. Güven, yüreğin susmadan konuşmasıdır. Mutluluk, birlikte atılan adımların ardında bıraktığı ayak izidir.

İnsanlık var olduğundan beri aşk vardır. Kimi zaman bir halkın destanında yankılanır, kimi zaman iki göz arasında görünmeyen bir yoldur. Aşk, zamansızdır, mekân tanımaz; tenin değil ruhun dokunuşudur. Gün gelir, yağmurun altında ıslanarak yürürsünüz onunla; gün gelir bir parkta kuru ekmeği bölüşür, bir çayın buharında göz göze gelirsiniz. Ama esas olan, hissetmektir: Dokunmadan öpmek, uzakken bile yanında hissetmek, saçlarına dokunulmuş gibi ürpermek, gözlerde bir ömür sevinmek...

Ancak bugün ne yazık ki aşkın doğası bozulmuştur. Modern çağ, sevgiyi hızlı tüketilen bir ürün haline getirdi. Emek yok, sabır yok, sadakat yok. "Özgürüm" adı altında yaşanan sahte ilişkiler; çıkarın, maddiyetin, görselliğin üzerine kurulu. Aşk artık bir arzu nesnesi, beden bir pazarlık aracı haline geldi. Birbirine sarılanlar değil, sahte gülüşlerin ardına gizlenmiş yalnız ruhlar çoğaldı.

Sahte Özgürlük, Çürümüş Zihniyet

"Evliyim ama eşimle aram kötü" deyip mağdur diliyle kandıranlar... "Ben aşkı yaşıyorum" diyerek birden fazla kalbi aynı anda kıranlar... Duyguyu kullanarak tuzak kuran, aşkı kendi yalanlarına perde eden çürümüş zihniyetler... İşte bugünkü duygusal çöküntünün, yalnızlığın, şiddetin, bunalımın temeli buradadır. Bu, ne toplumsal cinsiyet özgürlüğüdür ne de bireysel ifade biçimi; bu, sadece duygusal yozlaşmadır.

Toplumsal cinsiyet bilinci olmadan aşk yaşanmaz. Aşk, ancak eşitlikle, karşılıklı rızayla, saygı ve sadakatle yeşerir. Kadının beyanını suistimal eden, kadının yükselişine çelme takmak isteyen eril çıkar zihniyeti, sadece bireysel ilişkileri değil, toplumsal duyguyu da çürütür. Bugün kalplerin çöküşüyle birlikte toplum da çöküyor.

Destanlarda Aşkın Ölümsüzlüğü

Ama aşk, yalnızca bu çağın meselesi değildir. Bizden önce de vardı; ve çok daha yüceydi. Bugünün geçici sevdalarına karşı, bir zamanlar ölümsüz aşklar yazılmıştı.

Mem û Zîn, bir halkın kaderiyle bütünleşmiş, aşkın trajediye dönüştüğü en kadim hikâyelerden biridir. Ferhat ile Şirin, dağları delen aşkın sembolüdür; çaba, sabır ve sadakatin destanıdır. Aslı ile Kerem, yanarak kavuşmanın, Xecê û Siyabend, aşkın onurlu direnişinin adıdır. Bu destanlarda aşk, yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda bir halkın ruhudur. Karanlık içinde parlayan birer meşaledir bu hikâyeler. Bugünkü çıkar ilişkilerine karşı, o destanlarda aşk; masumiyetin, cesaretin ve sadakatin adıdır.

Bugünün aşkları bazen bir mesajla başlar, bir cevap gelmediğinde biter. Ama o aşklar; yasaklara, ayrılıklara, ölüme rağmen yaşamaya devam etti. İşte gerçek aşk budur: Ölse de tükenmeyen, engellense de susmayan, ayrılsa da birleşen.

Aşk Mesafe Tanımaz

Aşk, uzak ya da yakın değildir; aşk, içtedir. Gerçekten seven için mesafelerin önemi yoktur. Kalbin attığı yerde mesafe kaybolur. Bir çift gözde yılların yorgunluğu unutulur. Gerçek sevgi, karşılıklı güven ve emekle anlam kazanır. Uzakta da olsan, öpüldüğünü hissedersin. Yakında da olsan, eğer emek yoksa kalpler ayrı ayrı yaşar.

Bugün insanlar "ilişki" yaşar ama "bağ" kuramaz. Herkes "birlikte" ama çok azı gerçekten "beraber". Gerçek bağ; birlikte susabilmektir, birlikte üşüyüp birlikte ısınabilmektir. Sevgi, bir sorumluluktur. Sadece güzel günlerin değil, en zor günlerin de ortağı olabilmektir.

Sevgiyle Dolu Bir Gelecek Mümkün

Şiddetin, yalnızlığın, depresyonun, intiharın arttığı bir çağda; sevgi, en büyük devrimdir. Gerçekten seven insan, hem kendini iyileştirir hem toplumunu. Çünkü sevgi sadece bireysel bir duygu değil, toplumsal bir onarımdır. Gerçek aşk, vicdandır. Gerçek sevgi, ahlaktır.

Bugün, aşkı yeniden inşa etme zamanıdır. Gösterişten, maddiyattan, yalandan, sahte özgürlük maskelerinden arındırılmış bir sevgi anlayışıyla... Aşk yeniden bir emek, bir değer, bir onur meselesi olmalıdır.

Çünkü aşk;

Ormanda el ele yürürken yağmura birlikte ıslanmak,

Birlikte denize girip dalgalarda kaybolmak,

Gözlerinde kendini bulmak,

Hiç konuşmadan birlikte susabilmektir.


Ve en önemlisi:

Aşk, görünmeden de hissedilir.
Sevgi, dokunmadan da yaşanır.
Sadakat, gözle değil duruşla anlaşılır.
Mutluluk, kuru bir ekmeği birlikte bölüşmektir.

Son Söz Yerine

Bu çağ, sahte gülüşlerin ve içi boş sözlerin çağında olabilir. Ama hâlâ yeryüzünde bir çift göz vardır ki, içine bakıldığında kalbin arındığını hissedersin. Hâlâ bir omuz vardır ki, başını yasladığında tüm yorgunluğun diner. Hâlâ bir aşk vardır ki, adı anıldığında gözlerin buğulanır. O yüzden:

> Gerçek sevgi yok olmamıştır, sadece saklanmaktadır.
Onu bulmak için cesaret, emek ve dürüstlük gerekir.
Ve unutma: Aşk, sevgi, güven ve mutluluk...
Hepsi doğasında emek taşır.