Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında ' Bir Fotoğraf, Binlerce Yıllık Bir Tarih ve Ulusal Sorumluluk' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Bir Fotoğraf, Binlerce Yıllık Bir Tarih ve Ulusal Sorumluluk
Hewlêr’de çekilen bir fotoğraf, sıradan bir kare değildir. Bu fotoğraf, sadece bugüne ait bir anı değil; binlerce yıllık Kürt tarihinin, son yüzyılda maruz kalınan inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının ve bugün gelinen siyasal bilincin özeti niteliğindedir. Masanın etrafında oturanların ne konuştuğu günlerdir tartışılıyor. Ancak asıl tartışılması gereken, bu fotoğrafın neyi temsil ettiğidir. Çünkü o kare, Kürt halkının artık edilgen bir özne değil, tarihsel bir aktör olduğunu ilan eden bir duruşu simgelemektedir. Tartışmalar sürerken Rojava’ya yönelik saldırıların başlaması tesadüf değildir. Bölgesel güç dengeleri, Kürt kazanımlarını tehdit olarak algılayan devlet refleksleri ve uluslararası sistemin ikiyüzlü politikaları bir kez daha devreye girmiştir. Bu süreçte Kürt halkının refleksi ise tarihsel hafızaya dayalıdır: Rojava’da, Bakur’da, Rojhilat’ta, Başûr’da ve dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler, ulusal bilinç temelinde seferber olmuştur. Dayanışma, sınırları aşan bir halk iradesine dönüşmüştür. Ancak aynı anda, kendisini Kürtlerin “dostu” olarak tanımlayan çevrelerin, ittifak güçlerinin ve “halklar adına siyaset yaptığını” iddia eden yapıların sessizliği derinleşmiştir. Bu sessizlik, Kürt halkı açısından yeni değildir; tarihsel bir tekrarın güncel tezahürüdür.
Kürt halkı binlerce yıldır bu coğrafyanın asli unsurlarından biridir. Ancak özellikle son yüzyıl, Kürtler açısından sistematik inkâr, bölünme, soykırım ve sürgünlerle şekillenmiştir. Lozan’dan bu yana dört parçaya bölünen Kürdistan, her parçada farklı ama özü aynı baskı rejimlerine maruz kalmıştır. Bugün Hewlêr’de çekilen fotoğraf, bu tarihsel sürecin birikimini yansıtmaktadır. O karede: Selahaddin Eyyubi’nin Ortadoğu halklarına liderlik ettiği tarihsel rol, Mahabad Kürt Cumhuriyeti ve Qazi Muhammed’in idam sehpasındaki siyasal onuru, Mela Mustafa Barzani’nin dağlarda örgütlediği direniş geleneği,
Mam Celal’in diplomasiyle kurumsallaştırdığı mücadele, Enfal soykırımı ve Halepçe katliamı, 15 Şubat uluslararası komplosu ve Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit, Kobani direnişi ve Rojava devriminin tarihsel kırılma noktası vardır.
Bu fotoğraf, sadece bir poz değil; Kürt halkının kolektif hafızasının görsel bir özetidir. Bugün 40–50 milyonluk bir halk, artık başkalarının merhametine ya da uluslararası sistemin sahte demokratik söylemlerine bel bağlamamaktadır. Kürtler, özgürlüğün başkalarının vicdanına havale edilemeyeceğini tarihsel deneyimlerle öğrenmiştir. Bu nedenle ulusal birlik artık bir seçenek değil, zorunluluktur. Avrupa’nın ikiyüzlü insan hakları söylemi, Ortadoğu’da çıkarlarına göre şekillenen politikaları ve Rojava saldırıları karşısındaki suskunluğu, Kürt halkının hafızasında not edilmiştir. Aynı şekilde “halklar” kavramı üzerinden siyaset yapan yapıların, Kürtlerin en kritik anlarında sessiz kalması, bu kavramın içinin ne kadar boşaltıldığını göstermiştir. Yapılan yürüyüşlerde “halklar” söylemine yönelik tepki tesadüfi değildir. Çünkü Kürt halkı, yıllardır başkalarının özgürlüğü için bedel ödemiş, dayanışma göstermiştir. Ancak söz konusu Kürtler olduğunda aynı refleksi görememektedir. Bu durum, politik bir kırılmanın göstergesidir. Kürtler tarih boyunca halklarla, inançlarla ve farklı kültürlerle samimi ilişkiler kurmuştur. Ancak aynı tarihte ihanet edenler, sırtını dönenler ve sessiz kalanlar da olmuştur. Kürt halkı bugün çok net bir bilinçle şunu söylemektedir: “Biz kimin zor gününde yanımızda durduğunu, kimin sessiz kaldığını çok iyi biliyoruz.”
Hewlêr’deki fotoğrafın taşıdığı yük, bugüne ait değildir. O kare, dünün acılarını, bugünün direnişini ve yarının özgürlük umudunu bir araya getirmektedir. Bu fotoğraf şunu ilan etmektedir: Kürtler artık edilgen değil, özne bir halktır. Kendi kaderini başkalarının masasında değil, kendi iradesiyle belirleyecektir. Ulusal birlik, duygusal bir çağrı değil; tarihsel bir zorunluluktur. Kürt halkı binlerce yıldır bu coğrafyada var olma mücadelesi vermektedir. Son yüzyılda yaşananlar, bu mücadelenin en ağır bedellerle sürdürüldüğü dönemdir. Ancak bugün Kürtler, geçmişin eleştirisini yaparak, özeleştirisini pratikte vererek kendini güncellemektedir. Ve bugün gelinen noktada Kürt halkı şunu net bir şekilde söylemektedir: “Biz barıştan vazgeçmedik. Evrensel hukuktan vazgeçmedik. Ama artık özgürlüğümüzü kimsenin sessizliğine emanet etmiyoruz.” Bu fotoğraf bir mesajdır: Kürtler artık yalnız yürümeye hazırdır. İttifak ister, dostluk ister; ama eşitlik temelinde ister. Aksi halde kendi gücüne yaslanarak yoluna devam edecektir. Bu bir poz değil, bir tarihsel deklarasyondur. Bir halkın kendine verdiği sözdür. Ve o söz şudur: “Ne inkâr bizi yok etti, ne soykırım bitirdi, ne sessizlik yıldırdı. Biz buradayız. Varız. Ve var olmaya devam edeceğiz.”