Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında 'Dünya Sayın Öcalan’ı anladı, fikirlerini tartışıyor; apolitikler ise magazindeler!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Dünya Sayın Öcalan’ı anladı, fikirlerini tartışıyor; apolitikler ise magazindeler!

Sayın Abdullah Öcalan, dünya tarihini ve toplumsal dönüşümleri analiz eden ender isimlerden biri olarak kabul ediliyor. Derin tarih bilinci ve geniş düşünsel perspektifiyle, bilimsel ve felsefi düzeyde değerlendirmeleriyle biliniyor. Politik Kürtler tarafından “Serok Apo, Kürt Halk Önderi, Rêber Apo, Apoizm/Öcalanizm, Bilge İnsan” şeklinde anılması, bir kült yaratma çabasından değil; tarihsel okuma, fikrî birikim ve toplumsal karşılıktan kaynaklanıyor.

Gündelik yaşamda dahi Öcalan'ın tarihsel ve toplumsal çözümlemelerine yapılan referanslar, bu birikimin somut göstergesi. Bugün Kürtlerin uluslararası diplomasideki görünürlüğü, yerelde ve bölgedeki siyasi kazanımları büyük ölçüde Öcalan’ın ortaya koyduğu perspektifin sonucudur. Tarih gösteriyor ki, bir halk önderlik krizi yaşarsa çözülür ve zayıflar. Ortadoğu’dan Avrupa’ya pek çok ülke isim üretmekte zorlanırken, dünya hafızasında Marx, Lenin, Fidel Castro, Che ve Mustafa Kemal gibi figürler yaşıyor. Kürtler de Mela Mustafa Barzanî, Qazî Mihemed, Mam Celal ve Abdullah Öcalan gibi tarihi önderleriyle anılır.

Kürtlerin dününde olduğu gibi bugününde ve yarınında da önderlik sorunu yoktur. En büyük kazanım, bu önderlik geleneğidir. Dünya Kürtleri, Kürtleri önderleri aracılığıyla tanımakta ve anlamaktadır.

Akademi Dünyasında Öcalan Tartışmaları

Bugün dünyanın farklı üniversitelerinde Öcalan’ın metinleri okunuyor; derslerde analiz ediliyor, akademik çalışmalara konu oluyor. Sümer uygarlığından güncel toplumsal formlara, Sokrates ve Platon’dan Marksizm ve Leninizm’e uzanan geniş bir teorik çerçeve sunuyor. Dinler tarihi, Hz. Muhammed’in Medeni toplumsal sözleşmesi, dört halife dönemi yönetim krizleri ve modern iktidar yapılarına kadar, toplumsal çelişkileri çözümleyen bir perspektif ortaya koyuyor.

Öcalan’ın geliştirdiği “demokratik toplum paradigması”, yalnızca Kürt meselesine değil; günümüz dünyasında yaşanan siyasal kriz ve toplumsal çözülmelere karşı alternatif bir model sunuyor.

Cumhuriyet, Demokrasi ve Çözüm

Mustafa Kemal Atatürk’ün monarşiyi yıkarak cumhuriyet sistemini kurması tarihsel bir devrimdi. Ancak Cumhuriyet'le birlikte varlığını sürdüren Kürt sorunu hâlâ kalıcı çözüm bekliyor.

Abdullah Öcalan Mehmet Ali Birand 1988 Bekaa Vadisi’nde

Gazeteci Mehmet Ali Birand’ın 1988 Bekaa Vadisi’nde Sayın Öcalan’la yaptığı röportajdan bir bölüm şöyledir:

*(Abdullah Öcalan: Ben size daha geçmişte bir şey söyledim. Sizin bir önderlik kriziniz var demiştim, hatırlarsan. Ve bu kriz hâlâ çözülmüş değil. Ben söyledim, gerçekler bunu doğruladı. Ana muhalefet partileriniz bile ne diyor; “Biz Özal’ın Cumhurbaşkanlığını meşru kabul etmiyoruz.” Toplumun önemli bir gücü alışamadık diyor, ordu alışamadık diyor. Nedir bu kriz demektir? Önderlik sorununu siz çözemediniz ki; biz karşımızda ciddi bir muhatap görüp ona göre yaklaşım içinde olalım. Özal’ı yarın ne yapacağınız belli değil. Bir iki ileri geri söz etti diye neyle anlaşılabilir? Durumu böyle kritik olan bir önderlikle ne konuşulabilir? Genel Kurmay Başkanı ile mi konuşacağız, ana muhalefetle mi konuşacağız? Sorumluluk duyan kişi yok. Benim var. Ben bütün PKK’yi bağlarım. Kürt halkı benim sözümü ölümüne dinler.

Mehmet Ali Birand: Bir dakika, Kürt halkı mı diyorsunuz, PKK mi?

Abdullah Öcalan: Kürt halkı.

Mehmet Ali Birand: Yani siz bütün Kürt halkının…

Abdullah Öcalan: Ezici çoğunluğu.

Mehmet Ali Birand: Ezici çoğunğun lideri olarak görüyorsunuz kendinizi?

Abdullah Öcalan: Bu birliği sağlamışız. Benim sözümü dinler. Koşulsuz ve sınırsız konuşuyorum. Kesinlikle kimse karşı çıkamaz. Masa başında konuşacağım şeyler bağlayıcıdır. Hesabını veririm, savunurum. Karşı çıkanda hesabını vermek ve savunmak zorundadır. Liderlik böyle yapılır. Liderlik bir sözünü bugün söyleyip yarın tersine çevirmek değildir. Veya “yanlış anlaşıldım, özür dilerim” demek değildir. Hayır. Bu liderliğe terstir. O açıdan bizim karşımızda muhatap olabilecek liderliğiniz yok. Parti düzeyinde, kişisel düzeyde yok. Devletiniz sağlıklı önderler ortaya çıkmasını da oldukça zorlaştırmıştır.)*

1999’da Öcalan, Türkiye’nin derin krizini çözebilmesi için “demokratik cumhuriyet” modelini ortaya koydu. Bu yaklaşım, hem Türkiye hem de bölge halklarının barışçıl geleceği için formüldür. Demokratik cumhuriyet ve demokratik konfederalizm; Kürt meselesinin çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Türk-Kürt ortaklığı demektir. Bugün bu paradigma, yalnızca Türkiye ve Kürdistan coğrafyasına değil; İran, Irak, Suriye ve geniş bir dünya ölçeğine referans veriyor.

Popülizm ve Magazin Tuzağı

Öcalan'ın birikimini hazmedemeyen kimi popülist çevreler, algı çalışmalarıyla sahneye çıkıyor. Dün kahve köşelerinde olan bu söylem, bugün sosyal medyada magazinsel bir dile dönüşmüş durumda. Politik Kürtler bu kesimleri ciddiye almıyor; tarih de almıyor. Bu kişiler eleştiri yerine hakaret, analiz yerine sığ duygu, bilgi yerine yüzeysellik üretmekte.

Paradigma ve Fikir Mücadelesi

Öcalan’ın temel tezlerinden biri “Kürdistan sömürgedir” tespitidir. Diğeri ise “Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır.” Bu görüşler demokratik toplum paradigmasının temelini oluşturur. Geçtiğimiz gün Amed Kitap Fuarı’nda Sezai Temelli’nin “200 yıl sonra Öcalanizm küllerinden yeniden doğacak” sözü, bu fikri tartışmanın entelektüel boyutunu vurguladı.

Eleştiri, Etik ve Sorumluluk

Sayın Öcalan, Roma'dayken sanatçılar Şiwan ve Gulistan Perwer ile gazeteci-yazar Mahmut Baksi’yi ziyaret ederken, Baksi “Serok, Kürtler seni eleştirebilir mi?” sorusunu yöneltmişti. Öcalan’ın yanıtı, eleştiri-öz eleştiri ve pratik ilkesine verdiği önemi ortaya koymaktadır. Sistemlerin kimliksizleştirdiği, demagojik ve pratikten uzak söylemler toplumsal ilerlemenin önünde engel teşkil eder; samimi, üretken ve toplumsal hedefli eleştiri ise özgürlük kültürünün bir parçasıdır. Öcalan’ın eleştiriye yaklaşımı nettir: Herkes eleştiri yapabilir; ancak bu eleştiri, kişisel çıkar veya kimlik bulanıklığından değil, ahlaki tutarlılık ve toplumsal sorumluluktan doğmalıdır. Kürt mücadelesine saldıran, kimliğinden uzaklaşmış kişiler—yani “Kurdê xesandin”—böyle bir eleştiri yapamaz ve yapma hakları yoktur. Hakiki eleştiri yalnızca pratik, emek ve samimiyetle anlam kazanır.

Kürt sorununun çözümüne yaklaşılan bugünlerde, dünya genelinde krizlere karşı demokratik toplum paradigması tartışılmaktadır. Düşünce üretmeden, okumadan ve analiz yapmadan, sadece sloganlarla ilerlemek mümkün değildir; çünkü bilgi biriktirilmek için değil, dönüştürmek için vardır. Doğru kitaplar hafızayı, ufku ve bilinci genişletir. Düşünceye sadakat ise yalnızca okumak değil, düşünmek, içselleştirmek ve toplumsal pratikle sağlanır. Toplumsal bilinç; ortak bilgi, ortak emek, öz eleştiri ve dayanışmayla inşa edilir. Dünya okuyor, tartışıyor ve üretiyor; ancak güncelmeyen duygusal politikler ya da apolitik kesimlerin magazinle oyalanması, kendileri için kayıptır. Zaman, yüzeyde kalma değil, derin düşünme zamanıdır. Yüzeyde kalan geride kalır; ilerleyemeyen geriye düşer.