Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında 'Sümer'lerden Med'lere Kürtlerin Tarihi ve Öcalan’ın aydınlığı' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Sümer'lerden Med'lere Kürtlerin Tarihi ve Öcalan’ın aydınlığı

Tarihsel Arka Plan

Dünya tarihi, Sümerlerden Kürtlerin tarihine uzanan geniş bir serüveni barındırmaktadır. Mezopotamya’nın en eski uygarlıklarıyla iç içe geçmiş Kürt halkı, tarih sahnesine ilk kez Med İmparatorluğu ile siyasi anlamda imparatorluk düzeyinde çıkmıştır. Ardından Mervaniler, Hurriler, Gutiler gibi farklı hanedanlıklar ve devletler aracılığıyla bölgenin siyasal, sosyal ve kültürel yapısına katkı sunmuşlardır.

Kürtler, Mezopotamya’nın yerleşik halklarından biri olarak, kimlikler ve inançlar arasında ortak yaşam kültürünün gelişmesinde önemli bir rol oynamış, bu topraklarda yaşayan halklarla birlikte uygarlık deneyimlerini paylaşmışlardır. Dağlara, toprağa ve doğaya olan bağlılıkları, tarih boyunca direniş ruhlarıyla iç içe gelişmiştir.

Ne var ki Kürt kimliği kimi dönemlerde inkâr, sürgün, imha ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kalmıştır. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra bu süreç yeni bir boyut kazanmış; Kürtler Selçuklular ile birlikte yaşama iradesi göstermiştir. Ancak Selçuklular ve Osmanlı döneminde kısmi haklar tanınsa da, inkâr ve imha politikaları sürmüştür. Kürtlerin Osmanlılar için söylediği, “Osmanlı’da oyunlar bitmez, Ali Cengiz oyunları” sözü bu tarihsel inkarın bir yansımasıdır.

Tüm baskılara rağmen Kürtler, barıştan ve birlikte yaşamdan yana olmuş; ekmeğini paylaşmış, komşuluğu sürdürmüş, ama aynı zamanda direnişleriyle de tarihe adını yazmıştır. Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’te sergilediği adalet ve hoşgörü mirası, Kürtlerin tarihsel duruşunun en çarpıcı örneğidir. Bu gelenek yüzyıllar boyunca nice destanlara dönüşmüştür. Sakine’lerden, Arîn Mîrxan’lardan süzülen kadın özgürlük çizgisi ise Rojava Kadın Devrimi’nde somutlaşarak Kürt mücadelesine evrensel bir boyut kazandırmıştır.

Cumhuriyet Dönemi ve Kürt Sorununun Derinleşmesi

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, ortak vatan ve birlikte yaşam iradesi dile getirilmiş olsa da, 1924 Anayasası ile Kürt kimliği resmen inkâr edilmiştir. Bu durum, günümüze kadar sürecek olan Kürt sorununun temelini oluşturmuştur.

Tarih boyunca karşılıklı suçlamalar, haklılık-haksızlık tartışmaları çoğu zaman objektif bir tarihsel arşiv çalışmasıyla derinleştirilmediği için, bu sorun daha da karmaşık bir hal almıştır.

PKK’nin Kuruluşu ve Silahlı Mücadele

1978’de Amed’in Lice ilçesine bağlı Fis köyünde Abdullah Öcalan öncülüğünde kurulan PKK, Kürtlerin inkâr politikalarına karşı silahlı mücadeleyi seçmiştir. PKK’nin varlığı, Kürt sorununun dünya ve Türkiye kamuoyunda görünür hale gelmesinde kritik bir rol oynamıştır.

Geçen yıllar boyunca ateşkesler, tek taraflı çözüm girişimleri ve nihayetinde “çözüm süreci” adını alan diyalog zemini ortaya çıkmıştır.

Oslo Görüşmeleri, Çözüm Süreci ve Müzakere Deneyimi

2013–2015 yılları arasında İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü müzakere süreci, Dolmabahçe Mutabakatı ile doruk noktasına ulaşmıştır. Bu dönem, Kürt sorununun silahla değil, diyalog ve demokratik yöntemlerle çözülebileceğine dair güçlü bir umut yaratmıştır.

Her ne kadar süreç tıkanmış olsa da, bu deneyim Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından birinin masada çözülebileceğini göstermesi bakımından tarihi bir eşiği temsil etmektedir.

Güncel Gelişmeler: Yeni Bir Sürece Doğru?

1 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin, DEM Parti Meclis Grubu’nu ziyaret etmesi, siyasal iklimde önemli bir değişimin işareti olarak yorumlandı.

27 Şubat 2025’te ise Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan tarihi bir çağrı yaptı. Öcalan, PKK’ye silah bırakma ve demokratik toplum paradigmasına katılma çağrısında bulundu. Bu, yalnızca Kürt sorununun değil, Türkiye’nin demokrasi ve barış yolunun da önünü açan tarihi bir adımdı.

Bu çağrı sonrasında TBMM’de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. İYİ Parti dışındaki tüm partilerin yer aldığı bu komisyon, farklı toplumsal kesimlerin de sürece katılımını sağlayarak demokratik çözüm arayışını kurumsal bir zemine taşımıştır.

28 Ağustos 2025’te İmralı Heyeti’nin Öcalan ile yaptığı görüşmede, Öcalan sürecin üç temel kavramını şu şekilde tanımladı:
“Demokratik toplum, barış ve entegrasyon.”

Sonuç

Kürt sorunu, yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve eşit yurttaşlık mücadelesinin bir parçasıdır. Yüzyıllara dayanan inkâr, önyargılar, güven sorunları ve toplumsal travmalar kolayca aşılacak meseleler değildir. Ancak sabırla, diyalog ve demokratik müzakere yöntemleriyle sürdürülecek bir süreç, ortak yaşamın temellerini güçlendirebilir.

Bugün kurulan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu", yalnızca Türkiye’nin iç dinamikleriyle değil, uluslararası deneyimlerle de beslenmelidir. Dünya kamuoyunun denetimi ve katkısı bu süreci daha güvenilir ve şeffaf hale getirecektir.

Kolombiya’da FARC gerillasıyla yürütülen barış süreci, Güney Afrika’da Mandela önderliğinde Apartheid rejiminin son bulması, nasıl ki kendi halklarının tarihini değiştirdiyse; Türkiye’deki bu süreç de aynı ölçüde dönüştürücü olabilir. Kürt sorununun demokratik çözümü, yalnızca bölgeye değil, tüm dünyaya örnek olacak tarihsel bir barış deneyimi yaratma potansiyeli taşımaktadır.